Aura Design Kurucusu Filiz Cingi Yurdakul ile Röportaj

13 Temmuz 2020

Gerçekleştirdiğimiz söyleşide Aura Design Studio Kurucusu Sayın Filiz Cingi Yurdakul sorularımızı yanıtladı. Yurdakul, Aura Design Studio’nun mimari yaklaşımı hakkında bilgi verdi.

Filiz Cingi Yurdakul

Filiz Cingi Yurdakul

Okurlarımıza kısaca kendinizden, eğitim durumunuzdan ve profesyonel öz geçmişinizden bahsedebilir misiniz?

1980 yılında Ankara’da doğdum. 2003 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nü bitirdim. 10 yıl değerli deneyimler elde ettiğim proje firmasından grup yöneticisi olarak ayrıldım. Sonrasında önemli bir inşaat firmasında proje yönetimi ve tasarımı, ardından da 200 000 m2 inşaat alanına sahip; içinde AVM, konut ve ofislerin yer aldığı bir karma kullanım projesinin şantiye tasarım koordinatörlüğünü üstlendim. 2016 yılında kariyerime kendi ofisimde devam etme kararı aldım. Böylece Aura Design Studio’yu açtığımda proje tasarımı – proje yönetimi ve şantiye tasarım yönetimi alanlarındaki deneyimlerimi projelerimize aktarma fırsatım oluştu. 4 yıldır Aura Design Studio olarak projeleri her aşamasında titizlikle takip ediyoruz. Sonucun önemli olduğunun bilincinde süreç yönetimi yapıyoruz.

AURA Design Studio’da tasarım süreci nasıl gerçekleşiyor? Konsepti nasıl belirliyorsunuz? Bu süreçte ilham aldığınız kaynaklar varsa, nelerdir?

İşverenlerimiz genellikle bizi tanıyarak, bize güvenerek tasarım sürecini bizlere bırakıyorlar. Bizler de onların da fikrini alarak ön kriterleri belirliyor, proje alanını inceliyoruz. İlgili tarihi süreçleri izliyoruz. Bu süreçler bazen proje alanı ile ilgili bazen yapı tipolojisi ile ilgili oluyor. Sonrasında tüm ekip bir araya gelerek bizi en çok etkileyen ve projeyi en fazla özgün, fonksiyonel ve estetik kılacak parçaları koruyarak tasarım sürecine başlıyoruz. Ayakları yere basan, fonksiyonel, estetik ve kullanıcılarına yeni yaşam deneyimleri kazandırmayı amaçlayan tasarımlar gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz.

AURA Design Studio’nun kazandığı ödüller ve gerçekleştirdiği önemli projelerden bahsedebilir misiniz?

Bizim için her proje önemli ve özeldir. Tüm projelere aynı titizlikle yaklaşırız. Projelerimizi incelerseniz çok farklı büyüklük ve fonksiyonlarda projelerimiz olduğunu fark edeceksiniz. Biz tasarımda sınır ve ölçek olmadığına inanıyoruz. Casablanca Uluslararası Kıyı şeridi yarışmasında aldığımız ikincilik ödülümüz bizim için değerli. Ayrıca Eskişehir Yolu üzerinde yer alacak bir Genel Merkez, Müze ve Ar-Ge Yapısı davetli yarışmasında birinciliğimiz, Cezayir’de yapılması planlanan Fuar Merkezi ve çevresi master plan çalışmalarında elde ettiğimiz başarı bizleri gururlandırıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerde sürdürülebilirlik, yeşil binalar ve pasif ev konseptlerine büyük önem veriliyor. Daha yeşil bir gelecek için, Türkiye’de bu alanda neler yapılabilir, görüş ve önerilerinizi paylaşabilir misiniz?

Yapılarda sürdürülebilirlik kavramının Türkiye’de uygulanırken biraz daha reklam amaçlı, yüzeysel ve görsel olarak ön planda olduğunu ve bu anlamda sürdürülebilirlik kavramının ülkemizde ne yazık ki hak ettiği değeri bulamadığını düşünüyorum. Çünkü yapının sürdürülebilirliği doğru fonksiyon senaryosunun işveren ve işletme grubu ile belirlenmesi ile başlar. Doğru senaryoya göre kurgulanmış projede dayanıklı ve uzun ömürlü, yapıya ve fonksiyona uygun, bakımı kolay yapı malzeme seçimleri yapılır. Doğru ısıtma soğutma sistemleri belirlenir. Peyzaj sulama için gri su sistemi, proje alanının özelliklerine göre yenilenebilir enerji kaynaklarının yapı tasarımı ile birlikte çözümlenmesi ile devam eder. Sonrasında otomasyon sistemleri ile yapıda sistemler devreye alındığında işletme giderleri, yapının karbon salınımının düşüklüğü yapının sürdürülebilirliğinin en önemli kriterleridir. Bu konuda işverenlerimizi hem mimarlar hem de mühendisler olarak doğru bilgilendirdiğimizde, gelişimin yolu da açılacaktır diye düşünüyorum.

Kamusal alanlar, şehir planlama, peyzaj mimarlığı gibi konular, insanların yaşamlarına doğrudan etkide bulunması açısından son derece önemli. Bu kapsamda, AURA Design Studio nasıl bir bakış açısına sahiptir? Bu tarz projelerinizde önem verdiğiniz kriterler nelerdir?

Biz tüm yapılarımızda kamusal alan kavramı ve yapımızın çevresiyle kurduğu ilişkiyi temel tasarım kriterlerimizden biri olarak ele alırız. Tüm projelerimizde kamusal alan – yarı özel alan ve özel alan ilişkisi rahatlıkla gözlemlenebilir. Bu anlamda kamu projelerinde de istekli olarak yer almaya çalışıyoruz. Türkiye’de birçok şehirde belediyelerle ve kurumlarla işbirlikleri içinde kentsel tasarım ve mimari projeler hazırladık. Birçoğu hayata geçti, bazıları geçmek üzere. Olumlu geri dönüşleri almak bizim için gerçekten keyifli bir süreç.

Landmark olarak da bilinen “Simgesel yapılar”, bir kentin bilinirliğine önemli ölçüde katkıda bulunuyor. Bu kapsamda, özellikle turizm açısından iddialı şehirlerimizde, dünya çapında ilgi çekebilecek ne tür yapılar inşa edilebilir? Bu alandaki çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bu konuda bence en çarpıcı örneklerden biri Gehry’ nin tasarladığı Guggenheim Bilbao Müzesi. Bir mimari yapı, içinde bulunduğu kenti dünyanın sanat haritasına ekledi. Müzenin tamamlanmasıyla birlikte Bilbao’ya gelen turist sayısı ilk yılda %700 arttı ve bildiğim kadarıyla hala artmaya devam ediyor; ayrıca Bilbao Belediye Başkanı Iñaki Azkuna 2012 yılında dünyanın en iyi belediye başkanı seçildi. Bizler de bu örnekteki gibi kültürel ve simgesel yapılar yapmalıyız diye düşünüyorum. Cezayir’de tasarladığımız Fuar Alanı ve Master Plan kapsamında simgesel bir kule tasarımımız oldu. Yapıların bulundukları alan içindeki simgesellikleri, proje alanının temsiliyet değerinden, şehir-yapı mutual ilişkisi içinde yararlanmaları gerekli. Türkiye’de eksikliğini çektiğimiz anlamda simgesel yapılar ise sadece kendi mimari görselliği ile değil, içinde sergiledikleri ve fonksiyonu ile de simgesel yapılar olan Bilbao Müzesi veya İskenderiye Kütüphanesi gibi simgesel yapılar.