Deri Sanayi ve Çevresel Sürdürülebilirlik

Eylül 20, 2018, 5:07 pm
38 dakika
Deri Sanayi


Dr. Öğretim Üyesi Fazlı Akyüz

İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa
Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu
Tekstil, Giyim, Ayakkabı ve Deri
Bölümü – Deri Teknolojisi Programı

 

Deri işleme; hayvanlardan elde edilen ham derilerin çeşitli ve ardışık kimyasal ve mekanik işlemlerden geçirilmek suretiyle doğal
özelliklerinin kullanım amacına uygun bir görünüm ve yapısal niteliklere sahip olacak şekilde değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi
ve geliştirilmesi suretiyle katma değere sahip bir biyo-malzemeye dönüştürülmesini amaçlayan bir süreç olarak tanımlanabilir.
Bugün kullandığımız cam, kâğıt, kauçuk, plastikler ve birçok modern tekstil malzemesi daha bilinmezken, sanayi, savaş ve günlük
yaşamın birçok yönü için en gerekli malzeme deriydi ve dericilik yeryüzünde insanlık tarihi boyunca en büyük sanayilerden birini
oluşturmuştu.

Dericilik; avcı topluma geçişle birlikte, insanların beslenmek amacıyla katlettikleri hayvanların derilerini örtünmek ve yaşadıkları
mağaraları dekore etmek amacıyla kullanmaya başlamalarıyla ortaya çıkan bir zanaat ve aynı zamanda da bir sanattır. Derinin
günümüzdeki kullanımı ilk insanların ona yüklediği amaçların artık çok ötesindedir. Benzer amaçla kullanılan diğer lif esaslı
malzemelerle karşılaştırıldığında burada, insanların birçok fizyolojik ihtiyacını karşılamak amacıyla yetiştirilen hayvanların %99’
undan daha fazlasından elde edilen doğal derinin sağlamlık, esneklik, nefes alabilirlik gibi kendine özgü özelliklerinin üstünlüğü
yadsınamaz. Bu sebeple, deri işleme dünya üzerindeki en eski ve en yaygın mesleki uğraşlardan biri olmuştur ve biz Türkler
tarihsel süreçte Orta Asya’nın steplerinden Anadolu’nun zengin topraklarına ve buradan da Avrupa’nın ortalarına kadar
ilerleyişimizde bu mesleğin nimetlerinden yararlanmayı bilmiş en eski medeniyetlerden biriyiz. Bugün Anadolu’nun neresine
giderseniz gidin geçmişte dericiliğin yapıldığına dair bir ize mutlaka rastlarsınız.

Deri ve deri ürünleri sanayi; önemli ihracat gelirleri sağlaması, yüksek istihdam yaratma imkânına sahip olması ve sürdürülebilir
kalkınmaya uygun koşullar yaratabilmesi açısından ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkeler için önemli bir imalat sanayi koludur.
1980’li yıllara kadar gelişmiş ülkeler deri sanayinin önderleri durumundaydı. İstanbul’un fethinden sonra yeni ticaret yollarının
bulunması, artan etkileşim, eşit Avrupalı güçler arasında süregiden savaşlara rağmen hiçbirinin diğerlerine üstünlük
sağlayamaması nedeniyle ülkelerin ileri gelenlerinin bilime ve mühendisliğe silah geliştirmeleri amacıyla para aktarmaları,
Newton’un yarattığı “mekanik düşünce”, Gutenberg’in matbaası, Dalton’un kimyası, üniversitelerin dinsel yorumlardan vazgeçip
bilim ve teknoloji konularına odaklanan kurumlara dönüşmeleri,… Sonunda Avrupa’nın kütleçekim, elektromanyetizma ile zayıf
ve güçlü atom kuvvetlerini anlamalarını ve bu kuvvetlere egemen olmalarına neden olmuştur. Bu ise buhar gücünün
kullanılmasına ve böylece Sanayi Devrimi’nin başlamasına ve nihayetinde ise günümüz teknolojisinin doğmasını ve gelişmesini
sağlamıştır. Bu gelişmelerden doğal olarak deri sanayi de etkilenmiş ve Avrupa ile onun yeni versiyonu olan ABD, yarattıkları
yöntemler ve ürünler ile bu sektörde öncü olmuşlardır. Ancak, emek yoğun bir sanayi olan deri ve deri mamulleri sektöründe,
artan üretim ve işçilik maliyetleri, gelişmiş ülkelerin düşük maliyetli mamul deri ithalatını artırmaları ve giderek daha baskıcı hale
gelen çevre koruma önlemleri nedeniyle ortaya çıkan yüksek maliyetler yanında kaynaklarını daha yüksek gelir sağlayan teknoloji
ve bilgi yoğun sektörlere tahsis eden gelişmiş ülkeler, lider oldukları bu sektörü bu yıllarda yavaş yavaş terk etmeye başlamışlardır.

Başka bir deyişle, kendileri açısından sürdürülebilir bulmadıkları özellikle ham deri işleme sektöründeki paylarını küçültmüşlerdir.
Ham deri işlemeciliği hem tecrübesi hem de jeopolitik konumu nedeniyle aralarında Türkiye’nin de bulunduğu az gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelere doğru kaymıştır. Aynı zamanda, eski Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Bloğu’nun dağılması ve serbest piyasa
ekonomisinin önem kazanarak yaygınlaşması, deri ticaret ve sanayinde de dengelerin değişmesine neden olmuştur. Geçen asrın
son yirmi yılı ihracatı geliştirme politikalarının da etkisiyle Türk dericiliğinin canlanmasına, değişmesine ve sonuç olarak en parlak
dönemlerinden birini yaşamasına, tekstil sanayi ile birlikte ülkenin lokomotif sektörleri olmasına neden olmuştur.

Dünya deri ve deri ürünleri sanayi bugün dünya ekonomisinde önemli bir role sahiptir ve tahminen yıllık 100 milyar Dolar tutan
küresel bir ticarete konu olmaktadır.Asya dünya deri üretiminin ağırlık noktasını oluşturmaktadır. Deri sanayi kapsamında birçok alt
işkolu mevcut bulunsa da bunun en önemli kalemlerini ham deri işleme ve ayakkabı sektörleri oluşturmaktadır. Türk deri ve deri
ürünleri sanayi daha çok el emeğine dayalı olmakla birlikte, küçük ve orta ölçekli aile şirketlerinden oluşmakta olup 9 bine yaklaşan
işletmesi, 71 bini aşan istihdamı, başta Rusya ve AB ülkeleri olmak üzere 186 ülkeye 1,5- 2 milyar Dolarlık ihracatı ile imalat sanayi
katma değeri içindeki %1.1-1,2 bandındaki yeriyle Türkiye ekonomisine katkı sağlamaktadır.

İnsanların et yeme alışkanlığı devam ettiği sürece şüphesiz et ve et ürünleri sanayinin bir yan ürünü olarak büyükbaş ve küçükbaş
hayvan ham derileri elde edilmeye devam edecektir. Bu ham madde değerlendirilemediği takdirde insan sağlığını dahi tehdit
edecek boyutlarda önemli çevresel sorunlara neden olabilir. Ancak ironik bir şekilde deri sanayi tarihin her bölümünde etrafa
saldığı kokular ve atıklardan dolayı hep şikâyet edilen ve kirletici bir sektör olarak görülmüştür. Oysa deri sanayi et ve et ürünleri
sanayinin bir atık ya da yan ürünü olan ham deriyi işleyerek aslında çevreci bir faaliyet sürdürmektedir. Ancak, ham derinin mamule
dönüşümü sırasında gerek hammaddenin kendi organik yapısından gerekse üretim süreci sırasında kullanılan yüksek miktarda su
ve kimyasal maddeler ve bunların oluşturdukları kimyasal reaksiyon ürünleri sonucu çevreye yayılan kötü kokular, katı atıklar, atık
sular ve gaz salınımları sektörün üzerine özellikle çevreci okların yönelmesine neden olmaktadır.

Peki deri sanayinden vaz geçilebilir mi? Cevabımız ihtiyaçlarımız, sağlığımız, çevremiz, toplumsal özelliklerimiz, ekonomimiz ve
kültürümüz hesaba katıldığında muhtemelen hayır olacaktır ancak deri sanayi sürdürülebilir olmak zorundadır. Sürdürülebilir
olmasını sağlayacak şekilde gereksinimleri ve özellikleri yeniden bir değişime maruz kalmalıdır. Çünkü deri mükemmel bir
malzemedir ve deriyi işleyen uzmanlar tüm bu olumsuzlukları mümkün olduğunca azaltma veya ortadan kaldırma konusunda etkin
bir şekilde özellikle kimya, makine, çevre gibi sektörlerle sıkı bir iş birliği içerisindedir.

Sürdürülebilirlik kelime anlamı olarak; üretkenliğin ve çeşitliliğin devamlılığı sağlanırken, daimi olabilme yeteneğini korumak olarak
tanımlanır. Sürdürülebilirlik, kalkınma ya da gelişme içim en sık kullanılan sıfatlardan biridir. İlkin XIX. yüzyılda tarım, ormanlar ve
balıkçılık alanları için kullanılmış olmakla birlikte, sürdürülebilirlik bugün çoğunlukla ekonomi ve çevre bağlamında A’dan Z’ye her
bilimsel alanda üzerinde özenle durulan bir kavramdır. Pigou daha 1920’lerde insanlığın refahını üç tür sermayeye bağlamıştı.
Bunlar, doğa; insan tarafından üretilen maddeler ile insan kaynakları ve bilgi birikimiydi. Bu düşünceye göre, eğer bunlardan biri
zayıflarsa, diğerleri onu tekrar kurabilir ve böylece, gelecek kuşaklar sabit bir sermaye düzeyi devralmış olacaklardı.

Çevrebilimsel anlamda sürdürülebilirlik düşüncesinin arkasında, daha çok 1960’lı yıllarda dünyanın gündeminde olan kalkınma
odaklı ideolojinin yol açtığı sorunlar ile 1970’li yıllardan itibaren gelişen çevre hareketinin kazanımlarının bulunduğu söylenebilir.
Kalkınma 1960’lı yıllara kadar yapılan her eylemi ve faaliyeti meşru göstermek için yeterli görülüyordu. Bu yaklaşıma göre çevre
daha sonra ele alınması gereken bir konuydu. Çevre sorunları kalkınmanın doğal ve katlanılması gereken bir sonucuydu. Ancak
yapılan bilimsel çalışmalar sonranın olmayacağını ve doğanın bariz bir şekilde zarar görmeye başladığı görüldü. Duyarlı insanların
diğer insanlarda da bir farkındalık yaratma uğraşıları, sonunda ülke liderlerini de sürdürülebilir bir çevrede bir kalkınmayı
kabullenmeye zorlamıştır. Bugün sürdürülebilir kalkınmayı “çevre değerlerinin ve doğal kaynakların savurganlığa yol açmayacak
şekilde akılcı yöntemlerle, bugünkü ve gelecek kuşakların hak ve yararları da göz önünde bulundurularak kullanılması ilkesinden
özveride bulunmaksızın, ekonomik gelişmenin sağlanmasını amaçlayan çevreci dünya görüşü” şeklinde tanımlıyoruz.
Sürdürülebilirlik sistemlerin ve süreçlerin dayanıklılığıdır. Sürdürülebilirlik, ortak bir ideal arayışıyla karakterize edilen sosyo-ekolojik
bir süreç olarak da tanımlanabilir. “İnsan ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılamak için kaynakların kullanılmasında, yatırımların yönünde,
teknolojik gelişme ve kurumsal değişim yönlendirmesinde tamamen bir uyum bulunan ve hem günümüzdeki hem de gelecekteki
potansiyeli geliştirdiği dengeli bir sürecin ifadesidir sürdürülebilir kalkınma. Ve genellikle üç sacayağından oluşur: Ekonomik
sürdürülebilirlik, sosyal sürdürülebilirlik ve çevresel sürdürülebilirlik. Bunlardan biri olmadığı takdirde diğerlerinin gerçekleşmesi
mümkün olmaz, dolayısıyla herhangi bir şeyin sürdürülebilir olma olanağı kalmaz. Bugünkü şekliyle doğayı ve doğal kaynakları
kalkınma ve toplumsal refah adına katletmeye ve sorumsuzca kullanmaya devam etmemizin en olası sonuçlarından biri, gelecek
nesillerin devamlılığının ve kalkınma potansiyellerinin tehlike altında olması olacaktır. Bu güçlü öngörü insanoğlunun tarihsel
gelişiminin ve yaşananların ışığında oluşan güçlü bir farkındalığın sonucudur.

Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için öncül koşul kapsayıcı ve sürdürülebilir bir sanayileşmedir. İstihdam ve gelir yaratan,
uluslararası ticareti kolaylaştıran ve kaynakların etkin kullanımını sağlayan dinamik ve rekabetçi ekonomik güçleri ortaya
çıkarmaktır. Bu nedenle, yoksulluğun azaltılması ve ortak refahın sağlanması için de büyük bir itici güçtür.

“Sürdürülebilirlik” kelimesi, son yıllarda hem tüketici hem de endüstri dilinde yaygınlık ve önem kazanmaktadır. Bununla birlikte,
sürdürülebilirlik kavramı, deri endüstrisi için açık bir tanım ve çıkarım ortaya koyma bakımından karmaşıktır. Aslında deri
endüstrisinde sürdürülebilirlik deri işlemenin başlangıcından bu yana tartışılagelen bir konu olmuştur. Bu sanayi kapsamında rol
oynayan aktörler için sürdürülebilir deri ile ilgili çok farklı algılar ve görüşler söz konusudur. Konu medyada da geniş ölçüde
tartışılmaktadır ve çoğu insan sürdürülebilirlik hakkında belirli bir görüşe sahip olsa da özellikle küresel bir açıdan baktığımız
zaman, anlayış ve algı farklılaşmasını görebilmekteyiz. Sürdürülebilirliğin toplumlar, topluluklar ve endüstriler üzerinde hem kısa
hem de uzun vadeli etkisi vardır. Nasıl tanımlandığına bağlı olarak daha olumlu veya olumsuz bir imgeye neden olabilir. Bu
belirsizlikte deri sanayinde yer alan tüm paydaşların sürdürülebilir derinin ne olduğuna dair görüşlerine ilişkin yapılmış olan
çalışmaların azlığı da önemli bir rol oynamaktadır.

Genellikle halk, deri üretimi ile sürdürülebilirliği her zaman olumlu bir şekilde birbiriyle ilişkilendirmez. Günlük hayatımızda deri
birçok lüks üründe kullanılmaktadır, ancak sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda, tüketiciler deriyi endüstriyel tarım, gıda
zincirindeki hayvan yetiştiriciliği ve kimyasal atıklar ile ilişkilendirmeye meyillidirler.

Deri üretimi için başlangıç hammaddesi olan ham deri hayvan yetiştiriciliği sayesinde elde edilir ama aynı zamanda hayvansal
esaslı gıda zincirindeki bir yan üründür. Sürdürülebilirliğe baktığımızda, bunu sadece deri ile kısıtlayamayız. Hayvan yetiştiriciliğinin
ürünü olan tüm maddelere bunu yaymak zorundayız. Hayvan yetiştiriciliği genellikle et üretimi için bir araç olarak görülür, ancak
süt, peynir, yün, yumurta ve diğer birçok değerli ürünün üretimi için de hayvanlar yetiştirilmektedir. Halk, yukarıda belirtilen bu
ürünlere açık bir şekilde gereksinim duymasına rağmen, deri üretimi genellikle aynı bağlamda ele alınmaz. Yanlış algılardan
kaçınmak için, deri üretimi için ham derinin önemli bir kısmının, hayvancılığın kaçınılmaz bir yan ürünü olduğuna müşterilerini
sürekli olarak ikna etmek deri endüstrisinin bir sorumluluğudur ki bu ilişki Şekil 1’de gösterilmektedir.

Bu göz ardı edilmediği sürece, deri ile sürdürülebilirlik arasında bir çelişki bulunmadığını görebiliriz. Bir diğer önemli husus ise,
dünya üzerinde bazı insanların dini, etik, sağlık ya da çevreyle ilgili nedenlerden dolayı et üretiminin, işlenmesinin ve
pazarlanmasının yasaklanmasını tercih edebilecekleridir. Bu tercihler, hayvansal ürünleri genel olarak değerlendirdiğimizde mamul
deri ve deri ile ilgili diğer süreçler dâhil olmak üzere dikkate alınmalıdır.

Şekil 1. Deri ile et ürünleri sanayi arasında esnek olmayan ilişki: itici güç yok

Endüstriyel kesim olduğu zaman, hayvan derileri bir yan ürün olarak bulunacaktır. Hayvanların %2’sinden azı, özellikle kürk veya
sürüngen derileri gibi lüks ürünler üretmek için yetiştirilmektedir. Bu %2 için üretimin sürdürülebilir olup olmadığı ve modern
standartlara uygun olup olmadığı sorgulanabilir.

Et üretiminden elde edilen bir yan ürün olan ham derilerden bağımsız olarak, toplum bu endüstriyel üretimden elde edilen hayvan
derisi için alternatif bir kullanım alanının olup olmadığını değerlendirmelidir. Şu anda deri üretimine tabi tutulmayan ham derilerinin
sonu yakma ya da katı atık depolama alanları olmaktadır ki bu yapılan tüm faaliyetlerin katma değerini azaltan bir durumdur.
Hayvan derisi jelatine veya kolajen esaslı ürünlere dönüştürülebilirken, hayvancılık endüstrisinin ürettiği tüm atıklar için bunu
söylemek zordur. Teorik olarak, biyogaz üretmek de mümkün olabilir, ancak verim düşük ve gerekli altyapı eksiktir. Sonuç olarak
en yüksek katma değer, Şekil 2’de gösterildiği gibi, ham deriyi mamul deri üretmek için tabaklama olarak adlandırılan işlemler
dizisine tabi tutmak suretiyle elde edilir.

Deri Sanayi

Şekil 2. Deri üretimi en iyi değer yaratma yolunu garanti eder

Bu bağlamda sıklıkla tartışılan bir diğer konu, deri ticaretinin tüm değer zincirini etkin bir şekilde sübvanse edip etmeyeceğidir.
Hayvancılık üretiminin toplam katma değerine katkıda bulunmak için ham deriler pazarlanabilir ve pazarlanmalıdır da. Durum böyle
olmasaydı, et üreticilerinin derinin bertaraf edilmesi için ciddi ödemeler yapması gerekecek ve bu da et üretiminin genel maliyetini
artıracaktır. Bu da doğrudan et ve süt fiyatlarına yansıyacaktır.

Derinin farklı bileşenlerine ve bunlardan yapılan son ürünlere bakacak olursak, kullanılan hammaddelerin hepsi yenilenebilir
kaynaklardan elde edildiği için sürdürülebilirlikle ilgili herhangi bir sorun bulunmamalıdır. Burada şunun altını da çizmek gerekir ki
derinin yerine kullanılan çoğu malzeme fosil yakıt kökenlidir ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri iyi bilinir. Oysa doğal deri tabiatla
da kolayca bağdaşabilen organik bir maddedir ve teorik olarak %99’u yararlı ürünlere dönüştürülebilir ve bu yüksek kolajenin
kullanımı Şekil 3’te özetlenmiştir.

Hayvan derisinden yapılabilen ürünler; mamul deri, köpekler için çiğneme kemikleri, salam-sosis zarları ve kozmetik ürünleri
içermektedir. Bu nedenle, hayvan derisi sürdürülebilir bir malzeme olarak görülmeli ve ondan üretilen mamul deriye de
sürdürülebilir olarak bakılmalıdır. Bundan sonra, odak noktası hayvan derisini mamul deriye dönüştürme ve bunu sürdürülebilir bir
şekilde gerçekleştirme süreci olmalıdır. Tabaklama birçok kimyasal ürünü içeren endüstriyel bir süreçtir. Buna göre, sürdürülebilir
bir şekilde deriyi üretmek sanayinin sorumluluğu ve değişmez bir dürtüsü olmalıdır. Başka bir deyişle, deri ürünün sürdürülebilirliği,
yapıldığı ham deriden ziyade üretim yöntemlerine büyük ölçüde bağlıdır.

Sürdürülebilirlik ilk kez BM Brundtland Komisyonu tarafından tanımlandığından beri, sosyal ve endüstriyel kalkınmanın temel
konularından biri olmuştur ve dünya ekonomisi için kilit büyüme faktörlerinden biri haline gelmiştir. Deri endüstrisi ve onun tedarik
zinciri de dâhil hiçbir endüstri kendisini sürdürülebilirlik kavramlarından ayıramaz.

Deri Sanayi

Şekil 3. Kolajenin kullanım imkânı yüksek olmakla birlikte temiz
işleme teknolojilerine gerek duyar

Bunu adil ve karşılaştırılabilir bir şekilde idare edebilmek adına her endüstri için sürdürülebilir kalkınma özel olarak tanımlanmalıdır.
Kullanılan ölçütler ölçülebilir olmalı ve endüstriyel gelişime etki edecek bir şekilde gözleme tabi olmalıdır. Bu, Şekil 4’te gösterildiği
gibi, sürdürülebilirliğin bir parçası olarak bir ayak izi sağlar.

Deri Sanayi

Şekil 4. Sürdürülebilirliğin ayak izi

Sürdürülebilir kalkınma üç farklı açıdan ele alınabilir: Ekonomik faaliyetler, çevreyle ilgili etkenler, sosyal sorumluluk.
Sürdürülebilirliğin bu alanlardan herhangi birinde olmaması genel aşamaların ve ürünlerin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bu
etken sıklıkla çevrebilim ile sınırlıdır ancak kalkınma aynı zamanda ekonomik ve sosyal ilkelere dayanmadıkça geçerli olmayacaktır.

Deri üretiminin sürdürülebilir bir şekilde karlı olması esastır. Bununla birlikte, adil bir ödeme ve güvenli bir çalışma ortamı gibi eksik
olabilen sosyal sorumluluk standartları sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin karşısına güçlü bir çelişki olarak çıkması da önemlidir.

Sürdürülebilir bir ayak izi elde etmek açısından deri tedarik zincirinde çevrebilimin oynadığı role yakından bakmak gerekmektedir.
Çevrebilimsel değerlendirmeler çok geniş bir yelpazede farklı değişkenlere dayalı olarak yapılabilmektedir. Şekil 5’te gösterildiği
gibi sürdürülebilir bir ayak izi görüşü sağlayacak şekilde birlikte sınıflandırılması gereken deri üretiminde dört anahtar öğe
bulunmaktadır.

Deri Sanayi

Şekil 5. Deri üretiminde sürdürülebilirlik

Karbon ayak izi son yıllarda toplumun hakkındaki farkındalığının önemli ölçüde arttığı bir konudur. Bir üretim sürecinde çevreye ne
kadar karbondioksit (CO2) alındığının analiz edilmesine dayanır. Deri açısından büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin neden olduğu
CO2’in mamul derinin kendisinin üretimi ile oluşturulan dengeye eklenmesinin önüne geçmek önemlidir.

Deri sanayinin uluslararası ölçekte bu yanlış anlaşılmaları düzeltecek bilimsel verileri sağlamaya yönelik çabaları devam etmektedir.
Bununla birlikte CO2 salınımındaki azalma mamul deri üretimi açısından daha az enerji ve kimyasal madde kullanımı ile el ele
gittiğinden deri sanayi için sürekli bir hedef olarak tutulmalıdır. Ulaştırma ve lojistik gibi konular da genel karbon ayak izi
kapsamında göz önünde tutulmalıdır.

Su ayak izi; bireyin veya toplumun harcadığı malların ve hizmetlerin elde edilmesi için kullanılan veya üreticinin hizmet ve mal
üretimi için uyguladığı toplam temiz su kaynaklarının miktarı olarak tanımlanır. Suyun verimli bir şekilde kullanımı bu yüzyılın ciddi
sorunlarından biri olmaya devam edeceği için anahtar rollerden birini üstleneceğinden önümüzdeki yıllarda önemi daha da
artacaktır. Deri üretiminde bir çözücü ve taşıyıcı ortam olarak önemli bir görev üstlenen su sınırlı bir kaynaktır ve hem tüketim hem
de atık su arıtımı açısından giderek daha pahalı olacaktır. Dünyanın kurak bölgelerinde kurulu deri fabrikaları için dahi oldukça
büyük bir önem arz etmektedir. Deri üretimi için daha etkin yöntemler sağlamak için yeni teknolojiler ve kimyasal maddeler
konusunda yenilikçi atılımlar yapılması konusunda bir baskı söz konusudur.

Kaynak ayak izi, deri üretiminde kullanılan farklı kaynaklara işaret ettiğinden çok yönlü bir öğeyi ifade etmektedir. Bununla birlikte,
ham derinin deri üretimindeki en önemli ve en değerli kaynak olduğu göz ardı edilmemelidir. Düşük kaliteli deriyi değerlendirmek
suretiyle katma değerini artıracak, kesim ve budama artıklarını ortadan kaldıracak, atık ürünleri azaltacak veya deri işletmesinin
maliyetlerini azaltacak her girişim derhal bir yarar sağlayacaktır.

Kaynak ayak izi aynı zamanda yenilenebilir hammaddelere dayalı kimyasal maddelerin ve deri işletmelerinde örneğin düşük enerji
tüketimi gibi en uygun üretim yöntemlerinin etkili kullanılmasını da kapsamaktadır. Deri üretimi sürdürülebilir bir şekilde bertaraf
edilmesini sağlamak için geri dönüştürülebilmeli veya tamamen biyolojik olarak parçalanabilir olduğundan, ürün kullanılamayacak
kadar eskidiğinde yenisinin üretiminde kullanılabilecek şekilde geri dönüştürülebilir olmalıdır anlamına gelen beşikten beşiğe
yaklaşımının bir örneğini de oluşturmaktadır.

Zehirbilimsel ya da toksikolojik ayak izi de deri sanayinde sıklıkla tartışılan bir diğer ögedir. Tedarik zincirinde ve nihai üründe
Cr (VI) ve NMP (N-metilpirrolidon) ile ilgili devam eden tartışmalar bu konuya ilişkin örnekler arasındadır. Zehirbilimsel ayak izi deri
üretiminde ürün ve yöntem güvenliği kadar tehlikeli maddelerin kullanımını, yasal zorunlulukları, özel sanayilerin/markaların
taleplerini de irdelemektedir. Zehirbilimsel ayak izinin amacı deri üretiminde kullanılan zararlı madde seviyelerini en aza indirmek
ve en uygun şekliyle onları ortadan kaldırmak olmalıdır. Yine son yıllarda bu kapsamda kompleks imalat süreçleri ve uzun tedarik
zincirlerinden dolayı kimyasal madde yönetimini ve sıfır atık deşarjını amaçlayan ve uçucu organik maddelerin (VOCs) kapsayan
yeni yasal düzenlemeler de bu öğe başlığı altında irdelenen ve yenilikçi çalışmaların yapıldığı örnekler arasındadır. İlaveten çevreye
zarar vermeden üretimi desteklemek kapsamında mevcut en iyi teknolojiler ile üretime yönelme konusunda da sanayi üzerinde bir
itici güç oluşturulmaktadır. Çevresel sürdürülebilirlik kapsamında çevre ile ilgili düzenlemeler ile tam bir uyum içerisinde olmak;
enerji verimliliğini vaat etmek; Yaşam Döngüsü Analizi (Life Cycle Assessment (LCA)) ve Derinin Çevresel Ayak İzi ya da Karbon
Ayak İzi (Enviromental Footprint) tanımlanması; sırasıyla çevre ile ilgili kontrolleri ve karbon azaltma hedeflerini artırmak için durum
tespiti yapmak ve konuya ilişkin azami önemi göstermek konusunda deri işleme süreçlerinde en iyi uygulamaya doğru çalışmayı
vaat etmek yer almaktadır.

Sürdürülebilirlik konusu deri sanayi müşterileri, tüketicileri ve daha kapsamlı olarak toplum arasında dikkate değer bir önem
kazanmıştır ve sanayi konuya yönelmiştir. Her bir ulusal deri sanayi kendi izlemini geliştirmeye çalışmakta ve ulaşmak istedikleri
farklı hedeflere dayalı olarak kendi faaliyetlerini uygulamaktadırlar. Sonuç olarak deri sanayi açısından çevresel sürdürülebilirlik
kavramı; çerçevesinde daha az kaynak, su, enerji ve tehlikeli kimyasalları kullanarak deri ya da deri ürünler kullanılmasını
sağlamak asıl amaçtır.

Etik ve sosyal sürdürülebilirliğin kapsamında özellikle kullanılan kimyasal maddeler açısından örneğin; AB tarafından yürürlüğe
konulan REACH gibi ürün güvenliği düzenlemelerine tam uyum, çalışanlar açısından iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerine tam
uyum (ki bu kapsamda çocuk işçi çalıştırmama, çalışanların haklarına saygı gösterme ve benzeri konuları içerir) ve hayvan
haklarına ve ilkelerine uyuma özen gösterileceğine dair vaatler gibi konular yer alır.

Kaynakça
Anon, 2015, Deri ve Deri Ürünleri İmalat Sanayi, Küresel Rekabette İstanbul Sanayi Odası Meslek Komiteleri Sektör Stratejileri
Projesi, 56s, İstanbul
www.iso.org.tr/…/ISO_Deri_ve_Deri_Urunleri_Imalati_Sanayi_Sektor_Raporuv2_2015-3982%20(4).pdf
Bilgili, M.Y., 2017, Ekonomik, Ekolojik ve Sosyal Boyutlarıyla Sürdürülebilir Kalkınma, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi,
10(49):559-569
Brugnoli, F., 2014, Sustainable leather life cycle: ımpact on the value chain and responses from the industry, Friedrichshafen
Choudhary, A., 2017, What is sustainable leather?, Msc Thesis, Supervisor: Dr. Chizu Sato, Wageningen University, 45p.
http://edepot.wur.nl/424231
Kaku, M., 2011, Geleceğin Fiziği, ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayıncılık ve İletişim A.Ş.. Yayınları, Ankara, ISBN: 978-605-9856-18-8
Paul, H.L., Antunes, A.P.M., Covington, A.D, Evans, P., Phillips, P.S., 2013, Bangladeshi leather industry: An overview of recent
sustainable developments, Journal of the Society of Leather Technologists and Chemists, 97(1):25-32
Redwood, M., 2006, Corporate social responsibility and the carbon footprint of leather, Journal of the Society of Leather
Technologists and Chemists, 92(2):47-52
Setter, S., 2018, Sustainability – more than just a Word in fashion, World Leather, December 2017/January 2018: 13-15
Uça Güneş, P., 2016, Toplumsal değişim, teknoloji ve eğitim ilişkisinde sosyal ağların yeri, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim
Uygulamaları ve Araştırmaları Dergisi, 2(2):191-206
United Nations Industrial Development Organization (UNIDO), 2017, Industrial Development Report, Demand for Manufacturing:
Driving Inclusive and Sustainable Industrial Development, 274p.
https://www.unido.org/sites/default/files/files/2017-11/IDR2018_FULL%20REPORT.pdf
Yeni, O., 2014, Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma: Bir yazın taraması, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Dergisi, 16(3):181-208
Wolf, G., 2014, Leather and sustainability: From contradiction to value creation, World Leather, December 2013/January 2014: 14-16

  • (gizli tutulacaktır)