Nisan’da Portakal Kokulu Bir Festival

 

Hazırlayan: Gayenur Musluoğlu

İstanbul’da havaların bir sıcak bir soğuk olduğu Nisan ayında Adana Portakal Festivali’ne giderek çok sıcak bir karar almışız.

Hem haberlerden hem arkadaşlarımdan bu festivali duymuştum ama okuduğum hava yolu dergisinde festivalin detaylarını öğrendiğimde gerçekten merak ettim. İlk fırsatta konaklama ve uçak biletlerine baktım ama o kadar çok talep varmış ki sandığım kadar kolay olmadı planlamalar. Hemen yeri gelmişken söylemek isterim; bu festivale önümüzdeki sene gitmek isterseniz çok önceden ulaşımınızı ve konaklamanızı planlayın derim. Uçak için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, dönüşe uçak bulsak da gidişte ne yazık ki otobüsle 14 saatte gidebildik.

Festival 3-7 Nisan tarihleri arasındaydı ama konserler, kortej yürüyüşleri ve diğer etkinlikleri hafta sonu ağırlıkta planlanmıştı o yüzden bizim de planımız hafta sonu içindi. Adana’ya gitmeden önce yazılan yazıları ve arkadaşlarımın önerileri ile ünlü olan yerlerin bazılarını not almıştım. Adana’ya iner inmez son 4 senedir çok ünlenen Levent Börekçisi’nde kahvaltı yapalım dedik. Adana’yı daha önceden bilmiyor olmamız pek sorun yaratmadı çünkü Google harita bilmediğiniz yerler için muhteşem bir uygulama. Adana’ya varır varmaz ilk işimiz bu meşhur börekçiyi bulmak oldu. Adana’nın sanayi bölgesinde konumlanmış ve inanılmaz ün yapmış hatta Türkiye’de 14 şehirde 45 şubeye ulaşmış bir yer. Bu börekelre ismini vermiş olan ve bu lezzetli böreklerin mimarı Levent Tamtürk ile kısa bir sohbet ettik. Öncelikle bu kadar ün yapmış bir yer için oldukça salaş bir mekan sizleri bekliyor; plastik sandalyeleri, birbirinden farklı masaları ve hemen yan tarafında bulunan oto tamircisini ilk gördüğünüzde biraz şaşırabilirsiniz.

Levent Börekçisi’nin kuruluşu Levent Usta’nın, babası Kemal Usta’dan (1968’den beri) börek tarifini alıp bu konuda uzmanlaşmasıyla başlamış ve ayrı bir yer açarak (Sanayi’deki Levent Börekçisi ilk şube olup 20 yılı devirmiş) sadece börek yapmaya başlamış. Günün erken saatlerinde böreklerinin bittiğini, her zaman beğenildiğini söyledi ama bir anda ün yapması, bir televizyon kanalında yemek tadımı yapan kişinin keşfi ile başlamış. Sonrasında gelsin bloggerlar, gelsin blogger yazılarını takip eden turistler… Şimdilerde ise Adana’ya gelen birçok kişi uğramadan geçmiyor ama sanırım yerel halkta hala bilmeyenler var. Gelelim börekler nasıl? Ben bu böreği  stanbul’da yemiştim tabi ama lezzet daha farklı gelmiyor değil, çeşit olarak pastırmalı, kıymalı, peynirli gidiyor en çok; benim favorim tabi ki peynirli oldu. Bu böreğin tarifini babasından aldığında Levent Usta, daha önce su böreği yapımında beyaz tuzsuz peynir kullanıldığını, Adana’da ilk defa kaşar peynirle su böreği üretimi yapanın o olduğunu, peynirlerin özel üretildiğini, künefedeki gibi peynirin kopmadan uzaması, baklavadaki gibi hamurunun çıtır halde olması için çok uğraştığını söyledi.

Gerçekten de büyük emekler ile bu lezzetin ortaya çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu arada böreklerin masalara gelişi de bir o kadar salaş, tam sokak börekçisi dediğimiz tarzda, özel kağıtlarda geliyor ya da self -service siz alıyorsunuz tabaksız servis ediliyor. Çayları da yakınlarındaki çay ocaklarından söylüyorlar böylelikle komşu esnafa da kazanç sağlamış oluyorlar; zaten Levent Usta’nın vurguladığı “ahilik” anlayışını esnaflar arasında burada görebiliyorsunuz. Hem lezzet iyi hem de ücretleri her bütçeye uygun; üstelik 1 porsiyon börek ve çay ile rahatlıkla doyabiliyorsunuz. Biz gerek lezzete gerek sohbete gerekse güler yüze doyduk. Adana’ya ilk adım attığımızda güzel bir enerji ile karşılaşınca 14 saatlik yol yorgunluğunu bir anda unutuverdik. Hemen koyulduk festival alanına, nereden başlasak bilemedik ama festival için yapılan #nisandaadana uygulamasını indirerek 2 günlük planlamanın detaylarını takip ettik. Türkiye’de en büyük sokak festivali olarak anılan Portakal Festivali gerçekten hem alan olarak büyük hem de inanılmaz bir kalabalık ile göz dolduruyordu.

Stantlar dolu, yemek yerlerinde uzunca kuyruklar, konser alanları oldukça kalabalık, her yer portakal temalı süslemeler ile bezeli, insanlar rengarenk, değişik tarzda eğlenceli müzikler, oynayan insanlar… Evet evet tam bir festival havası hakimdi. Dört ayrı yerde düzenlenen organizasyon organizasyonlarda canınız nerede olmak isterse orada olabilirsiniz. Festival alanlarındaki kebap kokularından portakal ağaçlarının kokusunu ilk gün alamadık. Elbette bu bir sorun teşkil etmedi bizim için. Birbirinden farklı kebapçılar festival alanında yerini almıştı. Biz tercihimizi Zeki Usta’dan yana kullandık ve başarılı da bulduk. Portakal Festivali’nde aylar öncesinden duyurulan yarışmalar oluyor. Tarif yarışmaları, kıyafet tasarım yarışması, kortej kostüm yarışması gibi. Ve bunların güzel ödülleri de oluyor. Bir yandan etkinlikler devam ederken biz de yine çok duyduğumuz kortej yürüyüşünü izledik. Renkli bir yürüyüş olduğunu söyleyebilirim ve zaman geçtikçe daha fazla katılımcının olacağı inancındayım. Bir sonraki adresimiz yine mutlaka gitmelisiniz denilen Kazım Büfe oldu. Kazım Büfe’ye festival stantlarının olduğu yol üstünde olduğundan ciddi bir kalabalığı aşarak ulaşabildik ve yine inanılmaz bir yoğunluk vardı. Kazım Büfe’nin namı da “Muzlu Sütü” ile duyulmuş. Ve tabi biz de hemen tadına baktık. Marketlerdeki muzlu süt gibi değil kesinlikle, içerken ara ara soğuk bir tat ile birlikte muzun da tadını aldığınız, göz doyurucu büyük bardakta ikram edilen serinletici bir içecek diyebilirim. Çilekli, alternatifi de mevcut. Yoğun bir zamanda gitmezseniz mutlaka iki çeşidini de deneyin derim.

Festival Cumartesi geç saatlere kadar devam etti. Ne yazık ki çevre kirliliği had safhadaydı. Ne kadar portakaldan taçlı, küpeli, kolyeli, kıyafetli renkli, doğaya aşık insanlar görsek de çöplerin etrafa bilinçsizce atılması bizleri üzdü. Pazar günü kahvaltıdan hemen sonra arabayla önünden geçerken gördüğüm; yine adını çok duyduğumuz Ali Göde’nin (En ünlü şalgam yerlerinden biri) “Şalgam ve Simit” ikilisini denedik. Ali Göde’den ister acılı ister acısız şalgamınızı alıp, hemen yan dükkândan da sıcak simitinizi alınca muhteşem bir 2’li sizlerle…

Açık söylemek gerekirse beğenebileceğimizi düşünmemiştim. Ama beklediğim gibi olmadı 3 şişe şalgam aldık ve büyük bir keyifle içtik. Özellikle acılı şalgam denemelisiniz. Eğer ki festivale değil de kış aylarında Adana’ya yolunuz düşerse Ali Göde’de bir de Şeker Kamışı’nı deneyin diyorlar. Bir diğer adresimiz Adana Merkez Park oldu. Merkez Park oldukça büyük yine festival kutlamalarının devam ettiği yemyeşil bir alan. Aslında buraya Uçurtma Parkı da diyebiliriz. Uçurtma festivaline ilgi büyüktü ve uçurtma uçurmaya çalışan çok sayıda insan vardı. Biz de denedik ama öyle çok kolay değil. Hem satışların yapıldığı hem eğlencelerin olduğu, müziklerin aralıksız çaldığı, insanların rahatlıkla kendilerini çimlere bıraktığı, çocukların top oynadığı, yediden yetmişe birçok insanın uçurtma uçurduğu Merkez Park, portakal ağaçlarıyla doluydu ve en güzel yanı buram buram kokuyor olmasıydı. Bu yönüyle adının hakkını vermişti

Merkez Park’tan ayrılıp yürüme mesafesinde olan Adana Sinema Müzesi’ne gidelim dedik. Hem bina olarak hem de girişi ile etkileyici bir müze görüyorsunuz.

Yine Adana denildiğinde Taş Köprü mutlaka görülmesi gereken bir yer. Ve istikametimiz Taş Köprü oluyor. Taşköprü, Seyhan Nehri üzerinde, Adana kent merkezinde, Adana ve Karşıyaka yakalarını birleştiren bir köprüdür. Adana’nın simgesi olarak kabul edilen köprü, bir Roma dönemi eseridir. 319 m uzunluğunda ve 13 metre yüksekliğindedir. 21 kemerinden 14’ü ayaktadır. Ortadaki büyük kemerde iki aslan kabartması görülmektedir. Dünya’nın halen kullanılan en eski köprülerden biri olarak bilinmektedir. Festivale gelen hemen hemen herkesin buraya uğramadan geçtiğini sanmıyoruz, fotoğraf çekilmek isteyenlerin ilk adresi burası oluyor. Taş Köprü’de fotoğraf çekmeyi sakın unutmayın.

Biz ara ara bir şeyler atıştırsak da akşam yemeğinde meşhur Cik Cik Ali’de kebap yemeyi tercih ettik. Yine adını çokça duyacağınız, önerilerde ilk sıralarda olan yerlerden birisi. Ulaşım kolay, merkeze yarım saatlik yürüme mesafesinde, yol üstünde olan, salaş dediğimiz mekanlardan. Göz alıcı bir dekorasyon beklemeyin ama merak etmeyin onu düşündürmeyecek kadar güzel lezzetleri var. Mezeleri, baharatı ve kebabı sizleri şişirmeyecek; hatta açsanız birkaç porsiyonu rahatlıkla yiyebileceksiniz. Çok et sevmememe rağmen ben bu kebabı da çok beğendim. Bu arada bu mekanda menü yok o nedenle sormayın hiç. Bana biraz garip gelir menüsüz mekan. Siz de yemek yemeye gittiğinizde hemen bir menü görmek istemez misiniz? Neyse ki bu mekanda buna takılmıyorsunuz ve yemek sonrası çay ile fıstıklı tatlısını yemeye koyuluyorsunuz. Tatlıyı da beğeneceğinize eminim. Burası yoğun bir işletme hatta biz yemek yerken İskenderun’dan geçen 4 kişi kebaplara yetişemedi.

Önerilen bir başka yerlerden birisi sanayide bulunan Ciğerci Mahmut; aynı zamanda İsimsiz, Kaburgacı Yaşar Usta diye biliniyor. Buraya kadar bahsetmediğim sevgili “Adana Şırdanı” içinse övgüler duysam da bana pek hitap etmedi. Eğer siz denemek isterseniz ya da severek yiyorsanız Şırdancı Naci Dayı, Şırdancı Bedo listenizde olmalı.

Pazar akşamına doğru artık toplanmalar başlıyor. Eve dönüşe geçtiyseniz festivale özel portakallı lokum, acılı şalgam, portakallı kolonya, portakallı Adana magneti almayı unutmayın.

Adana Portakal Festivali ile ilgili önceden bilgi almak isterseniz instagram adresleri olan @nisandaadana hesabını takip edebilirsiniz.

Adana’nın Akdeniz sıcaklığındaki güzel insanları ile unutulmaz bir festival deneyimi yaşamak istiyorsanız gelecek yıl mutlaka bu festivale gitmelisiniz. Ve tabi portakallı aksesuarlarınızı da unutmayın.

 

 

Yorumunuz

  • (görüntülenmeyecektir)