Üniversite-Sanayi İş Birliği: Riskler, Fırsatlar ve Kimya Endüstrisi için Önemi

Kasım 06, 2018, 2:38 pm
13 dakika


Dr. Onur Tolga Okan

Üniversite-Sanayi İş Birliği
Koordinatörü
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Teknoloji Transfer Ofisi

 

1- Giriş
Tarihsel sürece bakıldığında üniversitelerden beklenilen görevlerin toplumların gelişimine göre değiştiği görülmektedir. İlk üniversiteler eğitime ağırlık vererek daha çok bilgiyi yayma ve aktarma görevini üstlenmişlerdir. Birinci nesil üniversiteler olarak da nitelendirilen bu kurumların tarihteki en iyi örneği, batı dünyasındaki üniversitelerin başlangıcı kabul edilen Bologna Üniversitesi’dir.

Bu dönemden sonra özellikle Avrupa’da ruhban sınıfının hâkimiyeti azalmış ve 1800 yıllarda, üniversiteler de kabuk değiştirmeye başlamıştır. Artık üniversiteler sadece bilgiyi yayma görevi üstlenmeyip bununla birlikte bilgiyi üretme ve Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerini de üstlenmeye başlamıştır.

Bu durumda ikincil nesil üniversitelerin doğuşu ile sonuçlandı. Bilim, bilim içindir ilkesi ile hareket eden ikincil nesil üniversitelere en iyi örnek Berlin Humbolt Üniversitesi’dir. Toplumların gelişmesi, bilginin hızlı tüketilmesini ve bu durum da bilgiye dayalı ekonomiyi ortaya çıkardı. Bilgiye dayalı ekonomilerin hayati kuralı,bilginin sürdürülebilirliğini sağlamak ve özgün bilgiyi devamlı olarak topluma sunabilmektir.

Bunun gerçekleşmesi için yapılması gereken nitelikli bilgi sahibi olan tarafları bir araya getirmektir. Ancak ikinci nesil üniversitelerin yapıları itibariyle otoriter bir yaklaşıma sahip olması ve toplum ile diğer kurumlarla iş birliği içinde olamaması üniversiteleri bir kez daha değişime zorlamıştır. Bu durum da üçüncü nesil üniversiteleri doğurmuştur.

Özellikle internetin keşfi ve daha yaygın kullanılması ile birlikte bilginin dolaşımı ve eskime hızı artmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra temelleri atılan liberal ekonominin yanına bilgi ekonomisi de toplumlara hâkim olmaya başlamıştır. Artık bilgi baş döndürücü bir hızla eskimektedir. Eskiyen bilgilerde karar alma kalitemizi düşürmektedir.

Dolayısıyla üçüncü nesil üniversitelerde, bilginin kamuya mal olması yani bilimin toplum için yapılması anlayışı esas alınmıştır. Üçüncü nesil üniversiteler, bilginin sınırları belli olan duvarlar arasında kalmasından daha ziyade, bilginin ekonomiye çevrilerek topluma sosyal ve ekonomik katkı sağlayan kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde üçüncü nesil üniversitelere verilebilecek en iyi örnekler ise Massachusetts Institute of Technology (MIT), Stanford ve Harvard’dır.

Üçüncü nesil üniversitelerin toplumları şekillendirdiği günümüzde Üniversite-Sanayi İlişkileri (USİ) kilit bir faaliyet olarak görülmektedir. Üniversitelerin bilimsel ilerlemenin temel üreticileri olurken, sanayi ise yeni teknolojilerin ve ekonomik büyümenin dinamiğini oluşturmuştur. Ancak bu ilişkide, her ilişkide olduğu gibi sıkıntılı durumlar da yok değildir. Bilimsel gelişmelerin birincil aktörü üniversitelerken sanayinin beklentisi ise üniversitelerin bu rolü oynamasıdır.

Ancak, üniversitelerde yapılan bilimsel çalışmalar ne form ne de zaman açısından sanayi tarafından doğrudan kullanılmaz. Bununla birlikte tarafların doğru bir şekilde bir araya gelememesi ya da beklentilerinin farklı olması gibi sebepler üniversite-sanayi iş birliğinde temel sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu sorunlara rağmen gelişme devamlıdır ve bu gelişmeye ayak uyduramayan kurumlar, kuruluşlar ya da bunları oluşturan diğer bileşenlerin varlığını sürdürmesi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla tüm endüstri kuruluşları için üniversite-sanayi iş birliği faaliyetleri çok önemli bir hal almaktadır.

2- Üniversite-Sanayi İş Birliklerinde Fonlama Mekanizmaları
Üniversite-Sanayi İş Birliği faaliyetlerinde fonlama mekanizmaları; devlet destekli fonlar (TÜBİTAK, KOSGEB), Avrupa destekli fonlar (COSME, NIRVANA) ve firmanın karşılayacağı kontratlı Ar-Ge projeleri olmak üzere genel olarak üç kısımda incelenmektedir. Sanayi kuruluşları yapacakları nitelikli Ar-Ge projelerinde devlet destekli fonları daha çok tercih etmektedir. Özellikle TÜBİTAK’ın Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı (TEYDEP) tarafından hazırlanan çok çeşitli ve farklı ihtiyaçlara özel sanayi destekleme programları bulunmaktadır.

Bununla birlikte KOSGEB tarafından da firmalara özel birçok Ar-Ge desteği bulunmaktadır. Bunların dışında Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı firmaların kendi bünyelerinde kuracağı Ar-Ge merkezleri için de çeşitli teşvikler vermektedir. Devlet destekli fonların amacı üniversite- sanayi iş birliği faaliyetlerini tesis ederek, firmaları nitelikli Ar-Ge yapmalarına teşvik etmektir. Ancak Ar-Ge çok uzun ve riskli bir süreçtir (Şekil 1).

Devlet verdiği destekler ile riskleri belli oranda (çoğunu) paylaşmaktadır. Sanayicilerin bu fonlara ulaşmasında kolaylık sağlanması ve üniversitelerin bu süreçte daha etkin kullanılabilmesi için teknoloji transfer ofisleri (TTO) kurulmuştur.

Kimya Endüstrisi

Şekil 1. Ar-Ge’nin üç temel aşaması

Ülkemizde birçok üniversite herhangi bir sanayi kuruluşu desteği olmadan devlet fonları ile temel araştırma faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Ancak, temel araştırma faaliyetlerinin endüstriye uyarlanması oldukça zorlu ve üzerinde durulması gereken bir süreçtir. Bunların içinde ticarileştirme aşamasına gelebilen çalışma sayısı oldukça azdır.

Temel araştırma faaliyeti bitirilmiş ve teknoloji geliştirme faaliyetine ulaşabilmiş çalışmalar endüstriyel bir bakış ile birlikte geliştirildiğinde bu anlamda risklerde azalmaktadır. Süreç nasıl işlerse işlesin firmalar Ar-Ge çalışmalarını modaya göre değil firmanın ihtiyaçlarına göre belirlemelidir.

Özellikle üniversitelerin bünyesinde bulunan Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) üzerinden yapılan üniversite- sanayi iş birlikleri firmaların gerçekleştirmek istedikleri projeleri daha hızlı, doğru kişilerle ve fonlarla gerçekleştirmesinde önemli roller üstlenmektedir.

3- Kimya Endüstrisinde Üniversite-Sanayi İş Birlikleri
Kimya endüstrisi yapısı ve hitap ettiği sektörel yan dallar itibariyle USİ faaliyetlerinin en yoğun bir şekilde yapılması gereken sektörlerin başında gelir. Türkiye genelinde kimya sektöründe Ar-Ge merkezi bulunan firma sayısı 60 civarındadır. Bu sayısı ilk bakışta yüksek bir rakam olarak görülebilir.

Kimya sektörünün ülkenin toplam patent başvuruları içerisinde en yüksek rakama sahip olduğu ülkeler ise, eczacılık alanındaki yoğunlaşmanın da etkisiyle, İsviçre (%19,2), Hollanda (%15,8), İngiltere (%14,7) ve Fransa (%14,1) olarak sıralanmaktadır. Ülkemizde Ar-Ge çalışmalarının ticarileştirilmesi konusunda ise yerli kişi ve kuruluşların patent ve faydalı model başvuruları yalnızca kimya sektörü için yapılan başvurulardaki payı %3 olarak gerçekleşmiştir.

Bu oran 2013 yılında kimya sektörüne özel başvurularda %12’ye yükselmiştir. Bu verilere bakıldığında ülkemiz kimya endüstrisi için Ar-Ge çalışmalarının istenilen düzeyde olmadığını görebilmekteyiz. Tüm bu bilgiler ışığında kimya sektörü için üniversite-sanayi iş birliğine farklı bir bakış açısı geliştirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Kimya sektörünün farklı dallarında faaliyet gösteren orta ve büyük her üreticinin öncelikli olarak Ar-Ge’yi hayati bir faaliyet olarak görmesi gerekmektedir. Ar-Ge departmanları oluşturularak Ar-Ge faaliyetlerini firma içinde disiplinli çalışmalar haline getirip kayıt altında tutmaları, nitelikli ürünlerin ortaya çıkmasında önemli roller üstlenecektir. Firmaların ihtiyaçları olan Ar-Ge çalışmalarının fikri döngüsü çeşitli aşamalarla içselleştirilebilmektedir (Şekil 2).

Kimya Endüstrisi

Şekil 2. Teknoloji Transferi (Tao, 1999)

Dış kaynaklı fikirlerin ya da teknolojilerin firma içerisine alınması aşamalarının birçoğu USİ faaliyetleri ile daha etkin yapılabilir. Burada firma açısından en önemli mesele USİ ve nitelikli Ar-Ge konusunda ısrarcı olmaktır. Sanayiciler özellikle teknolojinin ya da fikrin içselleştirilmesi sırasında teknoparklar bünyesindeki start-up ve spin-off firmalarla iş birliğini de göz ardı etmemeleri gerekmektedir.

Bu firmalara yatırım yapabilirler ve bu şirketlerin iş fikirlerini geliştirilmesinde mentör olarak destek verebilirler. Teknolojiyi çok yakından takip eden bu firmalar ile kazan-kazan prensibine dayalı bir iş birliği ile firmalar daha az yorularak daha etkin Ar-Ge faaliyetlerini sürdürebilirler.

Sonuç
Şu anda olduğu gibi gelecekte de kimya sektöründe gerçekleşecek USİ faaliyetleri, sektörün gelişimi ve sürdürebilirliği için kaçınılmaz olacaktır. Kimya endüstrisi hitap ettiği sektörler itibariyle çok kritik konumdadır. Bu sektörün sağlam inşası için kimya sektörüne özel devletin teşvik ettiği inovasyona dayalı Ar-Ge kümelenmeleri yapmak kaçınılmaz olacaktır. Günümüz teknopark benzeri yapılar kimya sektörü için de düşünülmelidir.

Ancak, bu yer klasik teknopark mantığından biraz daha farklı olarak kimya sektöründeki firmaların direkt olarak katkı verebileceği ve verdikleri katkı ölçüsünde teşvik edileceği bir enstitü gibi yapılandırılmadır. Burası daha çok kritik alanlarda ithalatını yaptığımız ürünlerin ya da potansiyeli yüksek ihracat ürünlerinin ve/veya özel kimyasalların üretilmesi için firmaların ya da girişimcilerin devlet teşviki ile Ar-Ge faaliyetlerinin yapıldığı merkez olabilir. Kimya endüstrisi için hangi faaliyet yapılırsa yapılsın, gelecekte kimya endüstrisinin durumunu üniversite ile gerçekleştirecekleri Ar-Ge faaliyetlerinin şekillendireceği unutulmamalıdır.

  • (gizli tutulacaktır)