Uzm. Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı ile Yeni Normal Süreci Yönetmek

23 Temmuz 2020

Tüm dünyayı etkisi altına alarak küresel bir salgın haline gelen Corona virüsü (Covid-19), tüm dünyada gündem oluşturmayı ve hayata yön vermeyi sürdürüyor. Türkiye’de haziran ayı itibarıyla planlı normalleşme süreci başlarken, bireyler bu yeni sürece geçişte sosyolojik ve psikolojik olarak yoğun bir kaygı ile karşı karşıya kalmıştır. Her ne kadar sosyal hayata dönmek heyecan yaratsa da virüsün hala bulaşmaya devam ediyor olması kaygıyı ve soru işaretlerini beraberinde getirdi.

NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzm. Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı, yeni normal süreci yönetmemize yardımcı olacak önerilerde bulundu ve önemli bilgiler paylaştı.

Cemre Ece Gökpınar Çağlı

Tüm dünyayı etkisi altına alan Corona virüsü ile mücadelede, kişilerin içinde bulunduğu psikolojik durumu nasıl tanımlayabiliriz?

Öncelikle kaygı kişileri tehlikelere karşı koruyan sağlıklı bir duygudur. Ancak yüksek düzeyde oluşan kaygı ve panik hali kişilerin önlem almasına değil tam tersi hata yapmasına ve sağlıklı karar verememesine yol açar. Bu süreçte tüm dünya öncelikle yoğun bir korku kaygı psikolojisine girmiş olup daha sonra bu duruma adapte olmaya çalışmaya başlamıştır. Kısıtlamalar, karantinalar, sosyal desteklerden uzak kalmak, iş kayıpları gibi konular kişilerin kendilerini depresif hissetmelerine sebep olabilmektedir. Bu süreçte artan temizlik ve hijyen alışkanlıkları iyi yönetilmediği taktirde takıntıya dönüşebiliyor; kişinin bu ayrıma dikkat etmesi gerekmektedir.

“Özellikle panik atak, depresyon, travma sonrası stres bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluklar, fobiler ve yeme bozuklukları gibi hastalıkların seyrinde dalgalanma ve artış yarattığını gözlemlenmektedir.”

İnsanlar bu virüs ile ilgili çok fazla bilgi sahibi değiller; bu da belirsizlik yaratıyor. Belirsizlik de kaygı ve endişeyi beraberinde getiriyor. Pandeminin yarattığı belirsizlik ve kaygı duygusu ile nasıl baş edebiliriz? Bu krizi psikolojik anlamda nasıl yöneteceğiz?

Belirsizlik insanlarda en çok kaygı yaratan durumlardan biridir. Bir sürecin veya olayın sonunun nasıl olacağını bilemediğimizde oradaki boşluğu olumsuz senaryolar ile doldurmamız muhtemeldir. Pandemi süreci de böyle başladı. Fakat bu süreçte unutulmaması gerekir ki her geçen gün bilim insanlarının çalışmaları artmakta; virüsü tanımak ve tedaviye ulaşmak anlamında yol kat edilmektedir. Alınacak önlemler, korunma yolları konusunda bilinçlendirme çalışmaları hız kesmeden devam etmektedir. Bilgi kirliliğine maruz kalmadan güvenilir kaynaklardan somut bilgilerle aydınlanmak bu psikolojik krizi yönetmemize yardımcı olacaktır. Kulaktan kulağa yayılan bilgiler, aslı olmayan haberler, duyurular ve ses kayıtları gibi kaynaklardan uzak kalmak panik ve belirsizlik duygusunu yenmemizi kolaylaştıracaktır.

Bireylerin bu süreçte, yaygın olarak yaşadığı psikolojik sorunlar nelerdir?

Birçok psikolojik zorluk ve sorun ile karşı karşıya kaldığımız bu süreçle kişilerin psikosomatik dediğimiz, psikolojik yakınmaların beden diliyle ifadesi zaman zaman Covid-19 belirtileri sanılarak kişinin panik yaşamasına yol açabilmektedir. Örnek vermek gerekirse, panik atak ile birlikte gelen nefes darlığı virüs belirtisi ile karıştırılıp kişinin daha çok kaygılanmasına ve daha çok nefes darlığı yaşamasına sebep olabilir. Bu süreçte kişilerde özellikle “bulaş” ve “temizlik” takıntıları artış göstermiştir. Belirtilen kurallara uygun el yıkamaya rağmen ellerinin yeterince temizlenmediğini düşünmek, çamaşır suyu gibi maddeler ile vücudu elleri temizlemeye çalışmak gibi yineleyici davranışların oluştuğu gözlemlenmiştir. Kişilerin maddi kayıplar ve zorluklar yaşaması, alıştıkları hayat düzeninden dışarı çıkmaları gibi zorlayıcı yaşantılar da kişinin kendisini depresif hissetmesine, uyku ve iştahta düzensizlikler yaşamasına sebep olabilmektedir.

Bu sürecin tetiklemesi ile ortaya çıkan psikolojik bozukluklar ve hastalıklar hangileridir?

Özellikle bu süreçle beraber kaygı bozuklukları ortaya çıkmış ve var olan bozukluklar da tetiklenerek artış göstermiştir. Özellikle panik atak, depresyon, travma sonrası stres bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluklar, fobiler ve yeme bozuklukları gibi hastalıkların seyrinde dalgalanma ve artış olduğu gözlemlenmektedir.

Yeni normalleşme süreci tüm dünyada başladı. Bu yeni sürece geçişte kişilerin karşılaşacağı problemler neler? Öngörüleri paylaşabilir misiniz?

Bu süreçle birlikte, panik – önlem dengesinin iyi kurulması gerekmektedir. Ne bir anda rahatlama ne de aşırı panik ile devam etmek önerdiğimiz bir durum olmamakla birlikte kişinin sağlığını olumsuz yönde etkileyecektir. Özellikle tedbiri elden bırakmadan ilerlemek büyük önem taşımaktadır. Koronavirüs bitti diye aşırı rahatlama virüsün tekrar yayılmasına ve beraberinde kaygı veren süreçlerin geri gelmesine yol açabilir.

“Unutmayalım ki;
belli düzeyde kaygı kişiyi tehlikelerden korur.”

Yeni normalleşme sürecine adapte olurken zihnimizi ve kaygılarımızı yönetmek için neler yapabiliriz? Kaçınmamız gereken tutumlar ve durumlar nelerdir?

Bu süreçte kaygıları bir anda sıfırlamak hem mümkün değil hem de önerilen bir durum değil. Unutmayalım ki; belli düzeyde kaygı kişiyi tehlikelerden korur. Bu nedenle normalleşme sürecine de adapte olurken hızlı hareket etmemek, kademeli olarak ilerlemekte fayda vardır. Özellikle bu süreçte aile içinde de yaşanabilecek anlaşmazlıklara dikkat çekmek gerekir. Örneğin, normalleşme döneminde aile içerisinde bir eş diğerinden daha rahat davranıyor, daha az kaygılanıyor olabilir. Bu durum çiftler arası anlaşmazlıklara, çatışmalara hatta kavgalara yol açabilir. Bu durumda çiftlerin birbirini eleştirmesi ve yargılaması değil, anlamaya çalışıp ortak zeminde buluşması önerilmektedir. Unutmayalım ki hepimizin olayları algılayış biçimi farklılık gösterebilir. Suçlayıcı ve savunucu değil, anlamaya ve anlatmaya yönelik ilerlemek bu tarz çatışmaları engelleyecektir.

Bildiğimiz gibi çocuklar da bu süreçten olumsuz etkileniyor. Ebeveynler nasıl bir tutum içinde olmalılar ve nasıl davranmalılar?

Bu süreçte unutulmaması gereken en önemli konu, “belirsizliğin” aynı yetişkinler gibi hatta zaman zaman daha fazla çocukları korkuya sevk ettiğidir. Çocuk somutlaştıramadığı ve anlamlandıramadığı şeyler ile karşılaştığında yoğun bir kaygı hissedebilir. Bu nedenle, virüsün nasıl olduğu çocuklara çeşitli oyunlar, deneyler, resimler ile somutlaştırılabilir. Çocuğu bilgilendirme önemlidir. Neden maske takıyoruz, neden diğer insanlar ile mesafemizi koruyoruz gibi durumlar masallar ve hikayeler ile çocuklara aktarılabilir. Anne ve babanın ortak dil kullanıyor olması ve destekleyici yönde çocuğun duygularını anladığını hissettirmesi çocukları rahatlatacaktır.

Pandemi sonrası ortaya çıkan “yeni dünya düzeni” hayatımızı her yönden etkileyecek. Bu yeni dünya, psikoloji bilimini ve psikolojik yaklaşımları nasıl etkileyecek? Bu alana yeni yorumlar getirecek mi?

Tüm bilimleri ve alanları etkilediği gibi psikoloji – psikoterapi süreçlerini de etkileyeceğine inanıyorum. Örneğin maske ile psikoterapi seansı gerçekleştirmek, online seanslar, toplantılar, eğitimler yapmak gibi yeni durumlar ile karşı karşıyayız. Pandeminin psikolojisi, karantina, ev kısıtlamaları gibi daha önceden karşılaşmadığımız alanları tanımaya, anlamaya gözlemlemeye başladık. Bu alanda çalışmaların artacağı ve bu alana oldukça önemli katkılar sağlayacağı inancındayım. Unutmamalıyız ki tüm dünyaca insanların psikolojik sağlamlığı test ediliyor ve bu virüs ile savaşta bağışıklık sistemimiz kadar psikolojik iyi oluşumuza da ihtiyacımız var.