Cuma, Haziran 21, 2024

Dr. Selçuk Denizligil, “Sektör Ar-Ge yatırımlarına önem vermeli”

Röportaj : B. Serhat Cengiz

Bugün profesyonel hayattaki yolculuğunu Alkim Alkali Kimya Genel Müdürü olarak devam ettiren Dr. Selçuk Denizligil, sektörün duayen isimlerinden biri. Türkiye’de kimya sektörünün son 20 yıl içinde ciddi atılımlar yapmış olmasına rağmen halen ekonomik büyüklük bakımından dünya sıralamasına girebilecek firma olmadığını söyleyen Denizligil, kimya sektörünün Ar-Ge yatırımlarına önem vermesi gerektiğini vurguluyor.

Doktorasını 1992 yılında Polimer Kimyası alanında tamamlayan Dr. Selçuk Denizligil, Henkel, BASF ve Polisan Kimya’daki görevleri de dahil olmak üzere hem akademide hem de endüstride seçkin bir kariyere sahip.

Gerçekleştirdiğimiz söyleşide Denizligil, Türkiye’de Ar-Ge’nin ilerletilmesi için üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesinin önemini vurguladı ve bu yönde son dönemde atılan olumlu adımları aktardı. Ayrıca, Türk kimya şirketlerinin rekabetçi kalabilmek için yapay zeka ve dijital teknolojileri benimsemeleri gerektiğinin altını çizerek Alkim Kimya’nın sodyum ve potasyum sülfat gibi yüksek kaliteli, sürdürülebilir ürünlere yönelik çalışmalarıyla sektöre sağladığı katkılara dikkat çekti.

Dr. Selçuk Denizligil, “Sektör Ar-Ge yatırımlarına önem vermeli”
Dr. Selçuk Denizligil
Özel sektörün öncesinde, öğretim üyesi olarak akademik anlamda da önemli bir kariyeriniz var. Dergimizde her zaman önemini vurguladığımız üniversite-sanayi iş birliği konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz, bu ilişki nasıl güçlendirilebilir, yorumlar mısınız?

İlk uluslararası tecrübem Exxon firmasıyla yapılan Ar-Ge projesi oldu. Bu projenin çıktıları Exxon firmasında halen kullanılıyor. Mainz üniversitesindeki projem BASF ile ortak bir projeydi ve firmada çalışmaya başlamadan önce birlikte patent alarak bugün hala üretimde
kullanılan malzemelerin geliştirilmesini sağladık.

Türkiye’de özel sektör, genellikle çok hızlı hayata geçirilecek Ar-Ge çalışmaları yapmak istiyor ama maalesef bu durum işin doğasına aykırı. Ufak modifikasyonlar kısa sürede hayata geçirilebilir ancak orijinal çalışmalar için zamana ihtiyaç vardır. Üniversite-sanayi iş birliğini geliştiren ve uygulayan firmalar Türkiye’de de var ve bu firmaların bu iş birliğinden
çıkacak sonuçlardan faydalanacakları kesin.

Özellikle son dönemlerde Ar-Ge teşvik programları içinde üniversite-sanayi iş birliğinin arttırılması yönünde çok ciddi adımlar atıldı. Özel sektörde, üniversitelerden
sağlanan katkılar ve bu katkıların olumlu neticelenmesiyle birlikte karşılıklı güven ortamı oluştu. Uzun vadede bu iş birliğinin daha da gelişeceğine inanıyorum.

Sektörü en iyi bilen isimlerden biri olarak Türkiye’de kimya sektörünün dününü ve bugününü değerlendirebilir misiniz? Sektördeki gelişim sizce tatmin edici oldu mu, yapılan doğrular ve yanlışlar neler oldu bu süreçte?

Türkiye’de kimya sektörü son 20 yıl içinde ciddi atılımlar yaptı ancak ölçek büyüklüğü bakımından halen ekonomik büyüklük olarak dünya sıralamasına girebilecek firma yok. Kimya sektörünün %80’i KOBİ ölçeğinde devam ediyor.

Her ne kadar kimya sektörü ihracatı 14-15 milyar dolar seviyesine gelse de bu ürünlerin çoğu commodity olarak adlandırdığımız katma değeri düşük ürünlerden oluşuyor. Katma değeri yüksek olan orta veya ileri teknoloji ürünlerinin payının artması için sektörün Ar-Ge yatırımlarına daha önem vermesi gerekmekte. Son dönemde yapılan Ar-Ge yatırımları önümüzdeki yıllarda orta ve ileri teknoloji ürünlerinin üretilmesine katkı sağlayacak.

Kimya şirketleri yapay zeka ve dijitalleşmeden nasıl yararlanıyor? Bu teknolojilerin sektördeki verimlilik ve inovasyon üzerinde nasıl bir etkisi var? Yakın ve uzak gelecekte sizce bu teknolojiler nasıl gelişim gösterecek, sektörü nasıl etkileyecek?

Türkiye’de son yıllarda üretim alanında dijitalleşme için yatırımlar yapılıyor. Ancak yapılan bu yatırımlar ağırlıklı olarak üretim parametrelerinin kontrolü için kullanılıyor. Buna rağmen yeni ürün dizaynları ve yeni fabrika dizaynlarında yapay zeka halen kullanılmıyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri sektörün orta ve küçük büyüklükteki firmalardan oluşmasıdır.

Dünyadaki rekabet ortamı göz önüne alındığında, verimliliğin arttırılması yapay zeka ve dijital alt yapının kullanılmasıyla mümkün olabilir. Bu önemli gelişmeyi şirketlerine adapte edemeyen firmaların yaşaması ve rekabet etmesi mümkün olmayacak. Büyük kimya şirketlerine baktığımızda, yapay zeka kullanarak gelecekte kendini yöneten fabrikalar dizayn edilmesi üzerinde ciddi adımlar attıklarını görüyoruz. Bu firmalarla rekabet edebilmek için Türkiye’deki kimya şirketlerinin de buna uyum sağlaması gerekiyor.

alkim

Hammaddeler, elbette kimya sektörünün en önemli bileşeni. Alkim Alkali, bu kapsamda nasıl bir rol oynuyor? Üretim tesisleriniz, sunduğunuz ürün grupları ve bunların kullanım alanları hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz?

Kimya sanayi dediğimiz zaman çok farklı alanlara hizmet eden sektör olduğunu biliyoruz. Alkim Kimya olarak 70 yıldır sodyum sülfat üretiyoruz. Sodyum sülfatın ana hammaddesi ülkemizdeki doğal kaynaklardan elde ediliyor. Alkim Kimya’nın üç tane üretim fabrikası
bulunuyor. Bu fabrikaların iki tanesinde (Cihanbeyli-Konya, Dazkırı-Afyonkarahisar) göl işletmelerinden, Ankara Çayırhan’daki fabrikamızda ise yer altı madenciliğinden hammadde üretiyoruz.

Alkim’in toplam sodyum sülfat üretim kapasitesi 480 bin ton/yıl’dır. Bu kapasiteyle Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise sayılı büyük sodyum sülfat üreticileri arasında yer alıyor.
Sodyum sülfat, ağırlıklı olarak deterjan sektöründe kullanılmakla birlikte, tekstil, cam, kağıt, yem vs. endüstrilerinde de hammadde olarak kullanılıyor.

Tarım sektöründe kullanılan en özel gübre olan potasyum sülfat üretimi için Alkim Kimya olarak, Afyonkarahisar Dazkırı fabrikamızda 50 bin ton/yıl kapasiteye sahip tesisimizi 18 milyon Euro’luk yatırımımızla 2021 yılında tamamladık. Potasyum sülfat, hem Alkim hem
de ülkemiz için son derece önemli bir üründür. 10 milyara yaklaşan dünya nüfusunun beslenebilmesi, daha doğrusu yaşamın sürdürülebilmesi için tarım ve onun uzantısı olan gıdanın önemi, içinde bulunduğumuz yüzyılın en temel konusudur.

Artan dünya nüfusu ile birlikte küresel ısınma, iklimlerin değişmesi, kuraklığın giderek artması, su kaynaklarının çok dikkatli kullanılması şeklinde özetleyebileceğimiz hayati önemdeki problemlerle hepimiz karşı karşıyayız. Toplumun tüm paydaşları olarak ortak akılla ve bilinçle hareket etmemiz gerekiyor. Bu amaçla elde edilen ürün son derece kalitelidir ve potasyum sülfat üretimi için son derece ileri bir teknoloji seçilmiş.

Potasyum sülfat üretiminde kullanılan iki hammaddeden biri şirketimizin ana faaliyet konusu olan sodyum sülfat, diğeri ise yurtdışından ithal edilen potasyum klorürdür. Her iki hammadde de kimyasal yöntemler ile değil doğrudan doğal kaynaklardan elde edilmiş olduğu için, organik tarıma uygun, katma değeri çok yüksek bir ürün hedefleniyor.

Alkim üretimi potasyum sülfat, yüksek potasyum oksit oranı ve neredeyse sıfır klor içeriğiyle, organik tarıma son derece uygun olmasının yanı sıra suda %100 çözünürlük
özelliğiyle tarımda damlama sulama teknolojilerine tamamen uygundur. Organik tarım sertifikası bulunan bu ürün piyasada değerli bir doğal gübredir.

Yaptığımız bu yatırımla ülkemiz potasyum sülfat ihtiyacının tamamı karşılanmakta ve ayrıca diğer ülkelere de ihraç ediliyor. Bu bağlamda yerli çiftçinin talebini karşılamak öncelikli hedefimiz. Böylece bugüne kadar tamamen ithalatla karşılanan potasyum sülfatın, ilk defa ülkemizde üretilmesiyle milli ekonomimize çok önemli katkılar sağlıyoruz.

Dr. Selçuk Denizligil, “Sektör Ar-Ge yatırımlarına önem vermeli”

Alkim Alkali, yatırım planlarında hangi kriterlere öncelik veriyor. Önümüzdeki dönemler için ne tür yatırımlar gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?

Orta ve uzun vadede stratejisine uygun alanlarda yatırım yapmak, yatırımların sürdürülebilirlik kriterlerine uygun olmasına bakmak ve finansal getirilerini uygunluğu, Alkim Kimya yatırım planlarındaki ana üç kriteri oluşturuyor. Özellikle yeni yapacağımız yatırımlar kendi hammaddelerimizin katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülmesi yönünde olacak.

Son olarak, 18 yıldır kesintisiz bir şekilde ülkemizdeki kimya sektörünün gelişimine katkıda bulunan Turkchem dergisi için düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Turkchem dergisinin her sayısını özellikle inceliyorum. Sektörde yapılan yeni yatırımlar, yeni ürün gruplarının üretilmeye başlanması ülkemizde veya uluslararası fuarlar hakkındaki tanıtımları takip ediyorum. Derginizin kimya sektöründeki gelişimleri takip etme açısından çok önemli olduğunu belirtmek ve bu katkılarınızdan dolayı teşekkürlerimi iletmek isterim.

 

 

 

 

Dr. Selçuk Denizligil
1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinde, Polimer Kimyası alanında doktorasını tamamladı. Üniversitedeki görevine paralel olarak sırasıyla, iki yıl Berlin Hahn Meitener Enstitüsünde Exxon firmasının Ar-Ge projesinde, iki yıl da Alexander von Humbolt bursuyla Mainz Johannes Gutenbelg Üniversitesinde araştırmalarına devam etti. 1996 yılında polimer kimyası alanında doçentlik unvanını aldım. 1997 yılında Henkel firmasında Ar-Ge departmanında çalışmaya başladı ve bu görevine ek olarak bir yıl sonra teknik müdürlük görevini üstlendi.

selçuk-denizligil

Henkel’in kimya bölümünün satılmasıyla kurulan Cognis firmasında 2001-2003 yılları arasında Almanya
merkez ofiste global pazarlama projesinde yönetici olarak görev aldı. 2010’da BASF’nin firmayı satın almasıyla birlikte Türkiye’deki bütün BASF fabrikalarının yöneticiliğine atandı. 2019’da BASF’den emekli olduktan sonra 2,5 yıl Polisan Kimya’da genel müdür olarak görev yaptı. 2023 yılından itibaren ise Alkim Alkali Kimya şirketinin genel müdürlük görevini üstleniyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Öne çıkan haberler