Pazartesi, Temmuz 22, 2024

Güney Kutbu’ndaki Laboratuvar: Antarktika

Güney Kutbu’ndaki Laboratuvar: Antarktika

Türk bilim insanları 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında yer bilimleri, yaşam bilimleri, fiziki bilimler ve sosyal bilimler konularında 18 ayrı projeyi “bilim ve barış” kıtası olarak adlandırılan Antarktika’ya taşıdı.

Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda gerçekleştirilen 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, Türk bilim insanlarının Güney Kutbu’ndaki laboratuvarı oldu.

Dünyanın en izole noktası olan beyaz kıtada çalışmalarını gerçekleştiren bilim insanları denizden aldıkları yosun örnekleriyle Antarktika ekosistemini koruyarak projelerini yürüttü.

Bilim insanları araştırmaları sırasında deniz, göl ve kardan aldıkları örneklerle mikro plastik kirliliğinin izlerini de sürdü.

 

“Mikroplastik kirliliğin durumunu görebilmek için proje yazdık”

 

Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi Güleda Engin, birkaç yıldır mikro plastik kirliliği üzerine çalıştıklarını, insanlardan uzak, yerleşim yerinin bulunmadığı bir alanda, Türk Bilimsel Araştırma Kampı’nın da olduğu Horseshoe Adası’nın etrafında, Antarktika’da mikroplastik kirliliğin ne durumda olduğunu görebilmek için bir proje yazdıklarını kaydetti.

TÜBİTAK tarafından kabul edilen proje çerçevesinde çalışmalarını sürdürmek üzere “7. Ulusal Bilim Seferi”ne katıldıklarını aktaran Engin, plastik kullanımının hayatın her alanında olduğunun altını çizdi.

Engin, “İnsanoğlunun hayatını çok ciddi biçimde kolaylaştıran bir şey plastik ama çevremizi de kirletmesi bakımından çok kötü yönleri var. Kullandığımız plastikler çeşitli etkilerle çevreye ve nihai alıcı ortam olan denize ulaşıyor. Denize ulaştıktan sonra da çeşitli etkilerle bunlar dalga etkisi olabilir, akıntı etkisi olabilir daha küçük parçalara ayrılıyor ve mikro plastik dediğimiz 3 milimetrenin altındaki plastiklere dönüşüyorlar.” dedi.

Bu plastiklerin doğada yaşayan canlılara, özellikle sucul organizma ve balıklara zarar verdiğini vurgulayan Engin, “Onların bünyesinde birikerek besin zincirine dahil olarak bize kadar ulaşmış oluyorlar. Biz de bu mikroplastiklerin kirliliğinin boyutunu öğrenmek istedik. İfade ettiğim gibi oldukça uzak bir noktada, yerleşim yeri bulunmayan Antarktika’da yine “mikroplastik kirliliği ile karşılaşacak mıyız? Bu soruların cevabını almak için buradayız.” şeklinde konuştu.

buzullar

“Antarktika’da da mikroplastik var”

Süleyman Demirel Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Evrim Çelik Madenli de Antarktika’da kar ve buz numuneleri ile Türkiye’deki Katrancık ve Davraz Dağları’ndaki kar numuneleri arasında mikro plastik yoğunlukları araştırmak üzere proje yaptığını söyleyerek, “Projemde Türkiye’den iki ayrı dağ seçtim.

Bunlardan biri Davraz. Turistik bir merkez ve kış turizmi yoğun. Diğeri ise Katrancık Dağı. Burada da insan faaliyetleri çok az. Bu iki dağ arasında insan faaliyetleri olan ve olmayan dağlardaki mikroplastik yoğunlukları karşılaştırmak istiyoruz.” dedi.

Antarktika’nın bütün yerleşimlerden uzak bir kıta olması dolayısıyla mikroplastik olmayacağı, kirlilik bulunmayacağı konusunda bir hipotez olduğunu, ancak yapılan çalışmaların sonucu Antarktika’da da mikroplastik varlığı görüldüğünün altını çizen Madenli, “Projemde Türkiye’deki dağlarda insan turizminin olduğu ya da olmadığı yerlerde ve Antarktika gibi insan faaliyetlerinin limitli olduğu yerlerde mikro plastik varlığını araştırmak için yola çıktım.

Burada kar, buz, göl suyu ve deniz suyu numunelerinde araştırmalar ve izleme çalışmaları yaptım. Türkiye’ye döndüğümde yapacağım analizlerle mikro plastik var mı, yok mu? araştırma yapacağım. Hepimizin gönlü ister ki; mikroplastik bulmayalım, ama bunları gidince göreceğiz.” dedi.

Projesinde mikroplastiklerin taşınım yollarının nasıl olduğunu göstereceğini dile getiren Madenli, “Turistik faaliyetlerin olduğu bölgelerde plastik miktarını bilirsek, insan faaliyetlerinin az olduğu; işte ülkemizdeki dağlarda mikro plastik miktarını bilirsek, bütün kıtalardan çok uzakta bulunan Antarktika’daki miktarları da bilirsek, bu mikro plastikler dünya yüzeyine nasıl taşınıyorlar bunu bilebiliriz. Eğer bir kirliliği, bir maddeyi kontrol etmek istiyorsak bunun önce taşınım yolunu bilmeliyiz ki kontrol altına alabilelim. Projemizin ana hedeflerinden bir tanesi bu.” ifadelerini kullandı.

 

“Çalışmalar sayesinde Antarktika ekosistemini koruyabiliriz”

Tarım ve Orman Bakanlığı Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü, Su Ürünleri Bölümü Su Ürünleri Mühendisi Dr. Ekrem Cem Çankırılıgil ise Antarktika’da bulunan makro alglerin besin içeriği ve fitokimyasal içeriklerini araştırarak, antialzheimer, antidiyabet, antienflamatuar, antioksidan ve anti mikrobiyal aktiviteleri belirlemeye çalıştıklarını belirtti.

Makro alglerin sıcaklık, ışık şiddeti, tuzluluk gibi çevresel şartlardan doğrudan etkilenerek faydalı kimyasal bileşikler salgıladıklarına dikkati çeken Çankırılıgil, şöyle devam etti: “Antarktika bildiğiniz gibi kendine özgü coğrafik koşulları sebebiyle hem oldukça soğuk hem de deniz buzlarının kalınlığı, dünyanın eksen eğikliği, atmosferik radyasyon gibi etkenler sebebiyle ışık geçirgenliğinin çok farklı olduğu denizel ortamlara sahip. O yüzden buradaki yosunların kimyaları da bu etkenlere göre şekillenmiş ve çok umut vadediyor.

Bunların araştırılması hem ilerideki yıllarda yapılacak çalışmalarla birlikte alternatif olacak gıda ham maddesi, tıp, ilaç ve kozmetik gibi sanayilerde kullanımlarının önünü açacak. Antarktika’da bulunan algleri yetiştiricilik koşullarına adapte ederek ya da bu alglerden yola çıkarak Türkiye’de bulunan algleri benzer stres koşullarına maruz bırakarak faydalanmak da ve tip çalışmalar sayesinde Antarktika ekosistemini koruyabilmemiz. mümkün.”

Çankırılıgil, Türk bilim üssünün bulunduğu Horseshoe Adası kıyılarında bulunan ve deniz yosunu olarak tabir edilen makro alglerin tür tespitlerini yaptıklarını, bu alglerin tıp ve çeşitli alanlarda kullanım olanaklarını araştırılması için çeşitli kimyasal analizler yürüttüklerini kaydetti.

Projenin iki ana kapsamdan oluştuğunu aktaran Çankırılıgil, “İlki burada hangi türlerin olduğunu belirlemek. Yapılan çalışmalar, genelde çok eski ve türler tayinleri net olarak yapılmamış. Diğeri ise bu türlerin kimyasal içeriklerini belirlemek. Bu analizler kapsamında her bir türün besin içeriği, yağ asidi, aminoasit, iz element, ikincil metabolit miktarlarını belirleyerek biyoaktivitelerini de ortaya koymak var.

Biyolojik aktivite çalışmalarının içinde ise Anti-alzheimer, anti-diyabet, antienflamatuar, antioksidan ve antimikrobiyal aktivite gibi analizler de var. Bu analizlerin sonuçlarını tespit ettiğimiz kimyasal bileşiklerle ilişkilendirerek bunlara neyin sebep olduğunu öğrenmeye çalışacağız.” dedi.

 

“Türkiye’ye dönünce iki ayrı analiz yapacağız”

Atatürk Üniversitesi Su ürünleri Fakültesi Temel bilimler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özden Fakıoğlu da fitoplanktonlar besin piramidinin temelini oluşturduğunu ve göllerin gelişimi, kalitesi açısından birçok fikir vereceğini düşündüklerini dile getirdi.

Fakıoğlu “TÜBİTAK Kutup 1001 Projesi” kapsamında Horseshoe Adası’nda bulunduğunu söyleyerek, ada üzerinde bulunan 4 göl üzerinde plankton ve su örnekleri alarak çalışmalarını tamamladıklarının bilgisini verdi.

Türkiye’ye döndükten sonra örneklerle iki ayrı analiz yapacaklarını ifade eden Fakıoğlu, “Kantitatif olarak fitoplankton teşhisi yapmak, eş zamanlı olarak birincisi kalitatif ve kantitatif fitoplankton analizi ikincisi eş zamanlı olarak metagenomik analizleri yürüteceğiz. Fitoplanktonlar besin piramidinin en temelini oluşturup göllerin gelişimi, kalitesi açısından birçok fikir verecek.

Biz 2023 yılında göllerdeki fitoplankton kompozisyonun daha önceki çalışmalardan farklılığı var mı, bu farklılığı oluşturan etmenler neler olabilir? şeklinde bir değerlendirme yapmayı düşünüyoruz. Metagenomik analizlerle de daha önce tespit edilmemiş türler varsa da bunları ortaya çıkarmayı hedefliyoruz.” dedi.

Kaynak

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BÖLÜM SPONSORU

Öne çıkan haberler