İstanbul’un Yanı Başında El Değmemiş Bir Doğa Harikası:Kırklareli

29 Ağustos 2018

 

Hazırlayan: Nükhet Sezer

Hem doğal güzelliklerini kaybetmemiş hem de zengin tarihi dokuya sahip bir yer keşfetmek istiyorsanız Kırklareli‘yi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Yıldız Dağları’nın eteklerinde yemyeşil ormanları, eğer mevsim yazsa yol kenarlarında sizi selamlayan ayçiçekleri, -oranın insanının deyimiyle günebakanlar-Balkanların çeşitli yerlerinden gelip oraya yerleşmiş neşeli ve sıcakkanlı insanlarıyla, şirin bir Trakya şehri Kırklareli.  Bölgede çok sayıda çiftlik bulunduğu için doğal et ürünlerinin tadına bakabileceğiniz birçok mekan bulabilirsiniz. Manda yoğurdu da bölgenin ünlü lezzetlerinden biri. Alternatif olarak alabalık tesisleri de bölgede oldukça yaygın.

Kırklareli’nin ilk adının ne olduğu ve şehrin hangi tarihlerde kurulduğuyla ilgili net bilgiler yoktur. Bizanslılar, Kırklareli’ne “Saranta Ecclesia demişlerdir. Daha sonra bölgeye Türklerin yerleşmesiyle bu isim,“Kırk Kilise”şeklinde değişmiştir. Cumhuriyet döneminde il olan Kırklareli’nin 20 Aralık 1924’te Kırk Kilise olan adı şimdiki halini almıştır.

Kırklareli keşfimiz, şehir merkezinden sonra görkemli bir tarihi dokuya sahip Vize ilçesinde devam ediyor. Keşfimizin diğer iki durağı ise Kıyıköy ve İğneada oluyor.

Hızırbey Camii (Büyük Cami): Kırklareli merkezinde, çarşı içindedir. Yapı,1383 (H.785) yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından inşa edilmiştir. Kare planlı bu yapının duvarlarının dış yüzleri, kubbe kasnağı ve minaresi düzgün yonu köfeki kaplamadır. Son cemaat kısmı ve avlu duvarı sonradan ilavedir. Büyük Cami olarak da bilinen yapının minaresi kesme taş ve tek şerefeli, kütük kare ve külah kurşunludur. Cami, ibadete açıktır.

Karakaş Camii: 1628 (H.1110) tarihinde Karakaş Hacı Mehmet Bey tarafından yaptırılan cami, yeni hükümet semtinde bulunuyor. Kare planlı, moloz taş, ahşap çatılı bir yapıya sahip olan cami, halen ibadete açıktır. Eski caminin minaresi, kesme muntazam köfeki, tek şerefeli ve külahı kurşunludur. Yeni bina betonarmedir, minaresi kütüğe kadar yıkılmış, yeniden yapılmıştır.

Sonradan ek bir son cemaat kısmı ilave edilmiştir. Caminin çatısı Marsilya kiremitleri ile örtülüdür.

Kadı Camii: Kırklareli merkezinde Ahmet Mithat İlkokulu karşısında bulunmaktadır. Emin Ali Çelebi tarafından 1577 (H.985) yılında yaptırılmış olan cami, halen kullanılmakta olup, kare planlıdır. Daha önceden yakınında bulunan bir mahkemeden dolayı Kadı Cami denilmektedir. Bir diğer adı da Emin Ali Çelebi Cami olan yapının duvar bünyesi, üç cephede düzgün yonu köfeki kaplamadır. Alt sıra pencerelerinin söveleri ve mihrabı, çok iyi bir işçilikle köfeki taşından yapılmıştır. Hafifletme kemerlerinde köfekiye hak edilmiş kabartma dilimli ve kemer sivrisine yakın rozetler, caminin tek tezyinat özelliğidir. Tavan ve çatı ahşap olup, dört mahyalı ve üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minaresi camiye bitişik olup, çok köşeli kütüklüdür. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2007 yılında restorasyonu yaptırılmıştır.

Ali Rıza Efendi Kent Kültür Evi: Trakya Kalkınma Ajansı tarafından açılan müzede Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan, Karadağ ve Bulgaristan da olmak üzere Balkan kültürünü yansıtan eserler yer almaktadır. Müzenin mimarisinde de Osmanlı dönemindeki Selanik mimarisinden esinlenilmiştir.

Kırklareli Atatürk Evi: Yayla mahallesinde yer alan Atatürk Evi 17 Ocak 2018 tarihinde ziyarete açılmıştır. Mimari olarak Selanik’teki Ulu Önder’in evinin birebir aynısı olan Kırklareli Atatürk Evi’nin düzenlenmesinde tüm detaylara önem verilmiştir. Burada Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın balmumu heykelleri de yer alıyor.Ziyaretçileri zamanda bir yolcuğa götürüyor.

Tarihte değişik isimlerle anılan kent Byzia, Bizye, Bida, Biza, Vyza, Vizii ve son olarak da Vize olarak bilinmektedir. İsmin kökü Byzas’tan gelmekte olup Byzas Poseidon’un bir oğlunun adıdır. Aynı zamanda Byzas, Trak dilinde keçi anlamına gelmekte olup Trakların çokça kullandıkları bir isimdir. Ayrıca Byzas isimli efsanevi bir Trak Kralının adından geldiği söylenir ki bu Byzas Su Perisi Semestra’nın oğludur. Ayrıca Yunan Mitolojisinde Kaynak Perisinin adı Byzia’dır. Vize’nin her dönemde isminin suyunun bolluğu ile anıldığı düşünülürse bu da akla yatkın bir ihtimaldir.

Vize’nin bilinen ilk resmi sahipleri Trakların bir kolu olan Astai’lerdir. Daha sonraları Persler, Romalılar, Keltler, Peçenekler, Bizanslılar, Bulgarlar hâkim olmuş ve son olarak Osmanlılar ile Türk egemenliği başlamıştır. Ayrıca Çağdaş Yunan Edebiyatı’nın öncülerinden Georgios Vizyenos da Vizelidir.

Doğa

Vize Kalesi: MÖ.72-76 yıllarında, Roma döneminde inşa edilen kale ve surlar, iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan oluşur. Daha sonra Bizans döneminde Jüstinyen (527-565 yıllarında) tarafından tekrar ihya edilmiştir. Kesme iri taşların üst üste yerleştirilmesi ve aralarına sağlam bir harçla bağlanması suretiyle yapılmıştır. Şehrin kuzeyindeki sur bedenlerinde muntazam kesilmiş mavimtrak taşlar da kullanılmıştır. Bu yapının Geç Bizans döneminde (Paleoglar Devri) yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Kale iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir. Yüksek burç ile güneybatısında dere kenarında bulunan burcun yapımına XII.yüzyıl sonu Commenler devrinde başlanmış, Paleoglar devrinde tamamlanmıştır. Halen eski Vize şehri surlarının batı ve güney kısmı ayaktadır. Güney surları 3-4 metre yüksekliğine kadar korunabilmiş büyük taş bloklarla yapılmıştır. Yapı şekilleri birbirinin aynı olup kapı uzunluğu dört metredir. XIX. yüzyılın başlarında surlardaki taşların büyük bir bölümü sökülerek inşaat yapımında kullanılmıştır.

Karakoçak Tepe ve Gemikaya Kaya Sunakları: Karakoçak Tepe ve Soğucak Köyü sınırlarında yer alan Gemikaya Mevkiindeki Kaya Sunaklar türlerine ender rastlanan, Trak dönemine ait tarihi kalıntılardır. Prof. Dr. Engin Beksaç’a göre Trak Başkenti olduğu süreçte Karakoçak ve çevresinin Vize’nin en etkin kesimidir ve tipik Avrupa’dakiler benzeri bir Demir Çağı ve sonrası kutsal ve iskan alanıdır.

Şerbetdar Hasan Bey Camii: Eski bir havra merkeziyken Gelibolulu Mir-i Ekber Hasan Bey tarafından 14.yy’da camiye çevrilmiştir. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan eser, Kale mahallesi İç kale mevkiinde yer almaktadır. Kare planlı, kübik gövdeli, tek kubbeyle örtülü olan eser, moloz ve düzgün kesme taş, tuğla ve devşirme malzeme ile inşa edilmiştir. Kapı ve pencere söveleri ile giriş kemerinde mermer malzeme kullanılmıştır. İç mekânda kubbeye geçişte ve kubbe yüzeyinde renkli bitkisel ve yazı karakterli kalem işi süslemeler vardır.1362’den önce havra olarak kullanılan yapı, 1362 ve sonrasında dergâh, mescit, cami olarak kullanılmıştır. Minare, restorasyondan sonra eklenmiştir.

Yenesu Mağarası: Balkaya Köyünde bulunan mağarada turizme açılma adına çalışmalar sürmektedir. Bu doğa harikası mağara 1.620 m. uzunluğunda olup Trakya’nın 3. büyük mağarasıdır. Yenesu’nun iç görünümleri son derece güzel damlataşlar, sarkıt, dikit, sütun, duvar damlataşları, damlataş havuzları ve makarnalar ile kaplıdır. Mağaranın diğer bir özelliği de mağara manastırlarına sahip olmasıdır. Çevresinde birçok balık çiftliği bulunmaktadır.

Doğa

Antik Tiyatro (Odeon): Türkiye Trakya’sının bilinen ilk ve tek antik tiyatrosudur. M.S. II. yüzyıla tarihlenen Geç Roma dönemi eseri yapının, oturma kademeleri (cavea), bunların arasındaki yollar (parados), sahne binası (skene), ve orkestra bölümleri günümüze ulaşabilmiştir. 1995 Yılında Kırklareli Müzesi Başkanlığında Müze Müdürü Zülküf Yılmaz, Trakya Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Özkan Ertuğrul ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi öğrencilerinin katılımı ile Vize Çömlektepe Höyüğü kazısına başlanmış, yaklaşık 3 yıl süren kazı sonunda Türkiye Trakya’sının tek antik tiyatrosu önemli oranda açığa çıkarılmıştır. Roma Bizans ve Osmanlı seramikleri, cam ve metal buluntular ile ele geçirilen heykel, sahne rölyefleri bu kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Bu eserler, Kırklareli Müzesi’nde sergilenmektedir.

Küçük Ayasofya Kilisesi (Gazi Süleyman Paşa Camii): VI. yüzyılda Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde Dionysos mabedinin temelleri üzerine bazilika planında yapılmıştır. Üç apsisi vardır. İçerisinde üçer sütunlu, iki sütun dizisi sonraki yıllarda payelere dönüştürülmüştür. Ayrıca Azizelik mertebesiyle Hristiyanlık dini için de sonsuza dek uzanan bir yer edinen Azize Maria’nın mezarının bulunduğu kabul edilen yer olan yapının Bizans döneminde fresklerle bezeli olduğu, günümüze kadar gelen izlerden anlaşılmaktadır. Güney nefteki Deesis kompozisyonu oldukça harap olmuş, Naos’un güneybatısında ne olduğu anlaşılmayan başka bir fresk izi ile karşılaşılmıştır. Bunun yanı sıra Ermeni bir asilzadenin kızı olan ve Nicephoros Drunganion isimli Vize askeri birliğinin komutanı ile evlenen Vize’li Maria’nın fresk izine rastlanmıştır. Yapı Osmanlı hakimiyeti sırasında Gazi Süleyman Paşa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Yakın geçmişe kadar kullanılan yapı 1997 yılında Kırklareli Müzesi ile Trakya Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü öğrencileri tarafından temizlenmiş ve bakımı yapılmıştır.

Panayır İskelesi Plajı: Panayır İskelesi Plajları Vize’ye 47 km uzaklığında Kışlacık Köyü sınırları içerisinde yer alır. 200 metre uzunluğunda ve 20 metre genişliğindedir. Denizi berrak, sahili ince kumlu ve yer yer kayalık bir yapıya sahiptir. Plajın her yanı ormanlarla kaplı tabiat harikasıdır.

Dupnisa Mağarası: Dupnisa Mağarası, Kırklareli’nin kuzeydoğusunda Demirköy İlçesi Sarpdere Köyü yakınında yer alır. Dupnisa, Bulgarcada delik anlamına gelmektedir. Üç girişli olan mağara yer altında bulunur. Mağarada, zengin damla taş oluşumları yer alır. Mağarayı görkemli kılan dev boyutlara ulaşan sarkıt, dikit ve sütunlar ile perde ve bayrak damla taşları ve damla taş havuzlarıdır. Uzunluğu 2720 metre olan mağara 2003 yılında turizme açılmıştır.

Kıyıköy (Midye): Karyalılarca kurulduğu kabul edilen Kıyıköy’ün antik çağdaki adı Salmydessos’tur. Bazı yazılı kaynaklar Kıyıköy’ün Salmudassa (Salma-Hisar) ‘’Kutlu”, “Kutsal”, “İyi ve Güzel Yer” ya da “Kent” anlamına geldiğini, ‘’Pırıltılı Halkın Beldesi’’ de dendiğini söylüyorlar. Tarihçi ve dilbilimci Bilge Umar M.Ö 400’lü yıllarda Helenler’in buraya Melinophagos’lar yani ‘’Bal Yiyenlerin Yurdu’’ dendiğini bildiriyor. Bu yörede yaşayan Trak Boyları da bu isimlerle anılıyorlardı. Örneğin ‘’Darı Yiyenler’’ diye bir başka boy daha vardı.

Vize ilçesine bağlı Kıyıköy’ün 1960 yılına kadar adı Midye’idi. Midye isminin yabancı kökenli olduğunu düşünenler, kasabanın deniz kıyısında bulunmasını dikkate alarak yere Kıyıköy demişlerdir. Büyük bir ihtimalle kasabanın Midye adını alması Osmanlılar zamanında olmuştur. Ancak kasabanın ne zaman ve kimler tarafından, kaç kez yıkılıp tekrar kurulduğuna ilişkin sağlıklı bir bilgi yoktur. M.Ö 540’lı yıllarda Anadolu’da esen ‘’İran Fırtınası’’ndan kaçan Lidyalı bazı grupların Trakya’ya çıktıktan sonra, buranın konumunu beğenerek ve kendi ülkelerinin anılarını yaşatmak amacıyla Midye’yi kurmuşlardır. Bu olayın M.Ö 530 yıllarında meydana geldiği tahmin edilmektedir.

“Istranca amazonları Kıyıköy’de yaşıyordu”.
Karadeniz kıyısında yer alan Kıyıköy’ün etrafı ormanlarla çevrilidir. Pabuçdere ve Kazandere dereleri de Karadeniz’e buradan dökülmektedir. Yöre halkının geçim kaynağı balıkçılık ve ormancılıktır. Dünyanın en eski taş oyma manastırlarından Aya Nikola Manastırı burada bulunmaktadır. Kıyıköy, Trakya’nın yegâne karaçam (Pinus nigra) ormanlarının bulunduğu değişik bitki türlerini de bünyesinde bulundurmaktadır. Bunların başında karaçam, Macar meşesi, sapsız meşe, saçlı meşe, doğu gürgeni, kara gürgen, dişbudak, kayın, akçaağaç, ıhlamur ve kızılağaç gelmektedir. Ayrıca koruma alanında, karaca, yaban domuzu, kurt, çakal, sansar, tilki, porsuk, tavşan gibi hayvanlar yaşamaktadır.

Aya Nikola Manastırı: Kıyıköy, Papuçdere yolu üzerinde güney yamaçta, kasabaya 700 metre mesafede bulunan yapı, Bizans Dönemi’nde 6-9.yy’da inşa edilmiştir. Girişinde kilise, alt katında ayazma, üstte de keşişler için bir bölüm vardır. Kutsal olarak nitelendirilen ayazmada hastaların şifalı kaynak sularıyla iyileştiğine inanılırdı. Kayalara oyularak oluşturulmuş, bölümler halinde hücreler bulunur. Kuzey tarafında yer alan merdivenle ayazmaya inilmektedir. Yapı çift girişlidir. Diğer girişi de doğu tarafında yer alır. 9. yüzyılda Rumlar tarafından kaya setlerinin ön kısmına ahşap eklemeler yapılmıştır.

Kıyıköy Kalesi: İmparator Jüstinyen Dönemi’nde, 6. yy’da inşa edilen surlar ve kale, koruma ve gözetleme amacıyla kullanılmıştır. Bir söylentiye göre, Osmanlı döneminde oldukça güçlü savunması olan kalenin içine giremeyen istilacılar, kapıyı açık unutan bir kişinin ihmali sonucu Kıyıköy’ü alabilmişlerdir.

Aşıklar Tepesi: Kıyıköy’ün en ünlü yerlerinden biri olan bu tepe, yüksek kayaların arasına oyulmuş, yeşil ile mavinin birleştiği bir noktada yer alır. Eski çağlarda şair ve gezginlerin de uğrak yeri olduğu ve ilham almak için sık sık ziyaret edildiği söylenmektedir. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, o şiirsel manzaranın tadını çıkarın derim.

Selvez Koyu: Aya Nikola Kilisesi yolunun üzerinde yer alan koy, Kıyıköy kasabasına 4 kilometre uzaklıktadır. Oldukça sakin ve temizdir. Özellikle kamp ve karavan yaşantısını sevenlerin vazgeçilmez mekanıdır. Tarihi yerlere yakınlığı ve doğal güzelliği buraya olan ilgiyi artırmaktadır.

Kazan Dere & Pabuç Dere: Kıyıköy’ü iki yönden çevreleyen Kazandere ve Pabuçdere bölgenin en yeşil alanında yer alıyor. Bu iki derede sazan, kefal, alabalık gibi balıklar mevcut. Bir sandal ya da deniz bisikleti ile bu eşsiz doğa harikasının tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca burada sandal, kano ve deniz bisikleti gezileri de yapılıyor.

İğneada: Yemyeşil doğası ve tertemiz kumsalıyla İğneada, şehir yaşamının karmaşasından uzaklaşıp, doğayla yalnız kalmak isteyenlerin mutlaka uğraması gereken bir yer. Çok fazla lüks oteller yok ancak küçük ve şirin, yörenin kültürünü yansıtan çok sayıda pansiyon bulabilirsiniz.

Doğa

Longoz Ormanları: Diğer adı “Subasar Ormanı” olan Longoz Ormanı, İğneada’nın en göz alıcı doğal güzelliklerinden biridir. Burada akar suyun getirdiği minerallerden dolayı toprak oldukça verimlidir. Buraya özgü bitki örtüsü ve bu ormanlarda yaşayan birçok özel canlı çeşidi var. Eğer mutlu bir güne doğanın içinde, kuş ve dalga sesleri ile uyanmak isterseniz en azından bir gece buralarda konaklayın derim.

Gezinizin sonunda güzel anılarınızla birlikte, hem doğal yaşamın hem de içten ve konuksever insanların hala var olduğunu bilmenin mutluluğunu yaşarsınız.

Doğa Doğa