13 Eyl 2026
Reklam
Reklam Sahəsi200 × 44
Turkchem — Kimya Sanayii Haber Portalı
ReklamthinkvoiceASİL KimyaARTKİM MICEChemLeg-Header Bannerunivar-headerTurkchem-Header
Son Dəqiqə
ReklamthinkvoiceASİL KimyaARTKİM MICEChemLeg-Header Bannerunivar-headerTurkchem-Header
Haber

PÜRKAY: 1978’den Bugüne Uzanan Bir Formülasyon ve Üretim Kültürü

Turkchem 11 Eyl 2026 179 9 dk okuma
PÜRKAY: 1978’den Bugüne  Uzanan Bir Formülasyon ve  Üretim Kültürü
1978 yılında Cevat Gökşin tarafından İstanbul’da kurulan PÜRKAY Boya ve Kimya Sanayii A.Ş., yaklaşık yarım asra yaklaşan faaliyet süresi boyunca poliüretan ve epoksi esaslı endüstriyel kaplama sistemlerinin geliştirilmesi ve üretimi alanında çalışmalarını sürdürdü.

1992 yılından bu yana aile şirketi olan PÜRKAY’ın yönetimini üstlenen Genel Müdür Saydun Gökşin ile şirketin kuruluş hikâyesini, kuşaklar arasında aktarılan üretim ve formülasyon kültürünü, poliüretan zemin teknolojilerinin avantajlarını, Ar-Ge çalışmalarını ve yapay zekânın kimya sektöründeki geleceğini konuştuk.

Bizlere kısaca kendinizden ve profesyonel özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?
Ben Saydun Gökşin. PÜRKAY Boya ve Kimya Sanayii A.Ş.’nin şirketin genel müdürlüğünü yürütüyorum. PÜRKAY’ın yönetimini 1992 yılında devraldım ve o tarihten bu yana şirketin üretim, ürün geliştirme, satış, ihracat ve teknik uygulama faaliyetlerinin yönetiminde aktif olarak görev yapıyorum.

Profesyonel hayatımın büyük bölümü poliüretan, epoksi esalı endüstriyel/ dekoratif ve spor  kaplama teknolojileri içerisinde geçti. Bu süreçte yalnızca şirket yönetimiyle değil; ham madde seçimi, formülasyon değerlendirme, ürün geliştirme, üretim süreçleri, teknik şartnamelerin incelenmesi ve saha uygulamalarıyla da doğrudan ilgilendim.

Bana göre özellikle endüstriyel kimya alanında genel müdürlük, yalnızca idari ve ticari kararlar vermek anlamına gelmiyor. Ürünün kimyasını, üretilebilirliğini, uygulama koşullarını, saha gerçeklerini ve müşterinin çözmeye çalıştığı teknik problemi birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Poliüretan ve epoksi sistemlerinde laboratuvar ile saha arasında çok güçlü bir ilişki bulunuyor. Laboratuvar koşullarında başarılı görünen bir ürün; yüzey nemi, ortam sıcaklığı, uygulama kalınlığı, karıştırma şekli, kullanılan ekipman veya uygulamacı alışkanlıkları nedeniyle sahada farklı davranabiliyor. Bu nedenle mesleki yaklaşımım her zaman teorik bilgi, üretim tecrübesi ve saha gözlemini birlikte değerlendirmek üzerine kuruldu.

Bugün yeni bir projeyi incelerken öncelikle müşterinin hangi ürünü talep ettiğine değil, gerçekte hangi teknik problemi çözmeye çalıştığına bakıyorum. Çünkü doğru çözüm her zaman başlangıçta talep edilen ürün olmayabilir. Bazı projelerde daha esnek, bazılarında daha sert, daha hızlı kürlenen, daha yüksek kimyasal dayanım gösteren veya dış ortam koşullarına daha uygun farklı bir sistem gerekebilir.

PÜRKAY’ın kuruluş hikâyesini ve bugünkü sektörel konumunu kısaca nasıl özetlersiniz?
PÜRKAY, 1978 yılında babam Cevat Gökşin tarafından İstanbul’da kuruldu. Şirketin kuruluşu, Türkiye’de sanayileşmenin hızlandığı ve poliüretan esaslı teknik ürünlere duyulan ihtiyacın artmaya başladığı bir döneme dayanıyor.

Babamın şirketi kurarken benimsediği temel yaklaşım, yalnızca standart ürünlerin ticaretini yapmak değil; kimyasal sistemleri anlamak, geliştirmek ve sanayinin ihtiyacına uygun çözümler üretmekti. PÜRKAY’ın bugüne kadar koruduğu formülasyon ve üretim kültürünün temelleri de bu dönemde atıldı.

Şirketin faaliyetleri zaman içerisinde poliüretan esaslı boyalar, vernikler, kaplama malzemeleri, reçine sistemleri ve endüstriyel zemin kaplamaları yönünde gelişti. Epoksi ve poliüretan zemin sistemleri de giderek şirketin temel uzmanlık alanlarından biri hâline geldi.

Ben 1992 yılında şirketin yönetimini üstlendim. Bu dönemden itibaren bir taraftan PÜRKAY’ın geçmişten gelen üretim ve teknik bilgi birikimini korumaya, diğer taraftan şirketi değişen sanayi ihtiyaçlarına ve yeni teknolojilere uyarlamaya çalıştık.

PÜRKAY bugün üç ortaklı bir anonim şirkettir. Ben şirketin ortaklarından biri ve genel müdürüyüm. Bu nedenle PÜRKAY’ın gelişimini yalnızca bir kişinin değil, kurumsal yapı içerisinde çalışan ortakların, teknik ekibin, üretim personelinin, satış ekibinin ve uygulama tecrübesinin ortak sonucu olarak değerlendiriyorum.

Bugün PÜRKAY’ı yalnızca boya veya reçine üreten bir firma olarak tanımlamak yeterli değildir. Bizim esas çalışma alanımız, projenin kullanım şartlarını analiz ederek doğru ürünleri bir araya getiren teknik sistemler oluşturmaktır.

Bir endüstriyel zeminin performansı tek bir ürünün performansından ibaret değildir. Astar, ara kat, dolgu, ana kaplama, son kat, uygulama kalınlığı ve yüzey hazırlığı bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Örneğin bir üretim tesisinde kimyasal dayanım öncelikli olabilirken, bir otoparkta aşınma, araç trafiği, lastik hareketleri, kaymazlık ve çatlakların davranışı önem kazanabilir. Elektronik üretim alanlarında elektrostatik deşarj kontrolü belirleyici olurken, soğuk hava depolarında termal gerilmeler; rampalarda mekanik darbe ve kayma direnci; hijyenik alanlarda ise derzsizlik ve temizlenebilirlik öne çıkar.

PÜRKAY’ın ürün portföyünde epoksi ve poliüretan self-leveling sistemler, astarlar, tekstürlü son katlar, elastik kaplama sistemleri, endüstriyel boyalar ve elektrostatik kontrollü zemin sistemleri bulunuyor. Ancak bizim için asıl önemli olan, tek tek ürünlerden ziyade bu ürünlerin doğru bir sistem içerisinde bir araya getirilmesidir.

PÜRKAY’ın sektörel konumunu tanımlarken en fazla önem verdiğim nokta, yaklaşık yarım asırlık formülasyon ve üretim tecrübesi ile saha uygulama bilgisini aynı yapı içerisinde bir araya getirebilmesidir. Bu bilgi birikimi, babam Cevat Gökşin’in 1978 yılında başlattığı girişimin ve şirket içerisinde kuşaktan kuşağa aktarılan teknik çalışma kültürünün devamıdır.

PÜRKAY uzun yıllardır poliüretan zemin kaplama sistemleri geliştiriyor. Sizce poliüretanı diğer zemin kaplama teknolojilerinden ayıran en önemli avantajlar nelerdir?
Poliüretanın en önemli özelliği, kimyasal yapısının çok geniş bir performans aralığında tasarlanabilmesidir. Aynı kimya ailesi içerisinde yumuşak ve elastik bir membran, yüksek aşınma dirençli bir zemin kaplaması, UV dayanımlı bir son kat veya yüksek sertlikte bir döküm sistemi geliştirmek mümkündür.

Zemin kaplamaları açısından baktığımızda poliüretanın başlıca avantajlarından biri esneklik ile mekanik dayanım arasında kurulabilen dengedir. Epoksi sistemler genel olarak yüksek basma dayanımı, sertlik ve kimyasal direnç sağlarken, poliüretan sistemler zemindeki sınırlı hareketlere ve darbelere karşı daha toleranslı davranabilir.

Bu özellik özellikle titreşime maruz kalan zeminlerde, termal hareketlerin bulunduğu alanlarda, otoparklarda, rampalarda, soğuk hava depolarında ve çatlak oluşma riskinin bulunduğu beton yüzeylerde önemlidir. Ancak burada poliüretanın her koşulda epoksiden daha iyi olduğu gibi genel bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. Doğru sistem, kullanım koşullarına göre seçilmelidir.

Poliüretanın diğer önemli avantajı son kat performansıdır. Alifatik poliüretan sistemler uygun şekilde formüle edildiğinde UV dayanımı, renk stabilitesi, çizilme direnci ve dış ortam performansı bakımından önemli avantajlar sağlar. Aromatik poliüretanlar ise farklı maliyet ve performans dengeleri sunar; ancak güneş ışığı altında renk değişimi gösterebilir. Bu nedenle “poliüretan” ifadesi tek başına yeterli değildir. Sistemin aromatik mi alifatik mi olduğu, bağlayıcı yapısı, çapraz bağ yoğunluğu, pigmentasyonu ve kullanım amacı birlikte değerlendirilmelidir.

Bir başka avantaj, yüzey dokusu ve mekanik özelliklerin geniş ölçüde ayarlanabilmesidir. Parlak, mat, düz, portakal kabuğu dokulu veya kaymaz yüzeyler oluşturulabilir. Shore sertliği, uzama, çekme dayanımı, elastikiyet modülü ve aşınma direnci kullanım alanına göre optimize edilebilir.

Bununla birlikte poliüretan sistemler uygulama sırasında neme karşı hassas olabilir. Özellikle izosiyanat esaslı ürünlerde yüzey ve ortam nemi dikkatle kontrol edilmelidir. Aksi durumda köpürme, kabarcık, yüzey bozukluğu veya yapışma problemi meydana gelebilir. Dolayısıyla poliüretanın sunduğu yüksek performans, doğru formülasyon kadar doğru yüzey hazırlığı ve uygulama disiplini de gerektirir.

Ar-Ge çalışmalarınızda hangi alanlara öncelik veriyorsunuz? Yakın gelecekte piyasaya sunmayı planladığınız yeni ürün veya teknolojiler var mı?
Ar-Ge çalışmalarımızın başlangıç noktası genellikle sahada karşılaşılan gerçek bir problemdir. Bizim açımızdan Ar-Ge yalnızca yeni bir ürün kodu oluşturmak değildir. Daha hızlı uygulanabilen, daha güvenli, daha düşük emisyonlu, daha uzun ömürlü veya belirli bir kullanım alanında daha kontrollü performans gösteren sistemler geliştirmek anlamına gelir.

Öncelik verdiğimiz alanlardan biri düşük solventli ve solvent içermeyen sistemlerdir. Çalışan sağlığı, kapalı alan uygulamaları, çevresel gereklilikler ve emisyon limitleri nedeniyle bu alanın önemi giderek artıyor. Ancak solventi formülasyondan çıkarmak tek başına yeterli değildir. Ürünün viskozitesi, yüzeye yayılması, hava tahliyesi, kürlenme hızı ve uygulama toleransı da korunmalıdır.
Bir diğer çalışma alanımız hızlı kürlenen astar ve tamir sistemleridir. Sanayi tesislerinde işletmenin uzun süre durdurulması çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu nedenle düşük sıcaklıklarda da kürlenebilen, kısa sürede üzerine kat uygulanabilen ve uygulamacıya yeterli çalışma süresi sağlayan ürünlere ihtiyaç duyuluyor.

Burada önemli bir teknik denge bulunuyor. Ürünün çok hızlı kürlenmesi talep ediliyor; ancak pot-life aşırı kısaldığında uygulama güvenliği azalıyor ve büyük yüzeylerde homojen sonuç almak zorlaşıyor. Dolayısıyla hedef yalnızca reaksiyonu hızlandırmak değil, kap ömrü ile erken mukavemet arasında kontrollü bir denge kurmaktır.

Esnek epoksi ve poliüretan sistemler üzerinde de çalışıyoruz. Özellikle otoparklar, rampalar, yoğun araç trafiğine açık endüstriyel zeminler, soğuk hava depoları ve sınırlı çatlak hareketlerinin beklendiği alanlarda kaplamanın yalnızca sert olması yeterli değil. Darbe enerjisini karşılayabilmesi ve alt zemindeki sınırlı hareketlere uyum sağlayabilmesi gerekiyor.

Elektrostatik kontrollü sistemler de teknik olarak önem verdiğimiz alanlardan biridir. Elektronik, savunma, ilaç ve hassas üretim tesislerinde zeminin yalnızca mekanik ve kimyasal dayanımı değil, elektriksel direnci de kontrol altında tutulmalıdır. Bu sistemlerde reçine, iletken dolgu, bakır bant ağı, topraklama bağlantıları, uygulama kalınlığı ve ortam koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Ayrıca renk stabilitesi yüksek alifatik poliüretan son katlar, yüksek aşınma dayanımlı ince kaplamalar, esnek self-leveling ürünler ve farklı zemin koşullarına uyum sağlayan astar teknolojileri üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

Yakın gelecekte sektörün tek bir üründen ziyade modüler sistemlere yöneleceğini düşünüyorum. Aynı ana ürün ailesinin farklı hızlandırıcılar, dolgular, son katlar ve uygulama kalınlıklarıyla farklı performans sınıflarına uyarlanması hem üretici hem de uygulamacı açısından daha verimli olacaktır.



Yapay zekâ, dijital laboratuvarlar ve veri analitiği gibi teknolojilerin poliüretan formülasyon geliştirme süreçlerinde nasıl bir rol oynayacağını düşünüyorsunuz?
Yapay zekânın poliüretan formülasyon geliştirme süreçlerinde önemli bir rol oynayacağına inanıyorum. Ancak bunun kimyagerin veya formülatörün yerine geçmesi şeklinde değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Yapay zekânın asıl katkısı, çok sayıda değişken arasındaki ilişkileri daha hızlı analiz etmek ve deney tasarımını daha verimli hâle getirmek olacaktır.

Bir poliüretan formülasyonunda poliol yapısı, hidroksil değeri, fonksiyonalite, izosiyanat tipi, NCO/OH oranı, katalizör, nem, dolgu, pigment, katkılar ve uygulama sıcaklığı gibi çok sayıda parametre bulunur. Bu parametrelerin her biri pot-life, viskozite, sertlik, uzama, aderans, köpürme eğilimi, yüzey görünümü ve kürlenme süresi üzerinde etkili olabilir.

Geleneksel yöntemde formülatör tecrübesine dayanarak belirli sayıda deneme yapar ve sonuçları karşılaştırır. Veri analitiği ve makine öğrenmesi kullanıldığında ise geçmiş formülasyonlardan elde edilen sonuçlar bir veri tabanında toplanabilir. Sistem, hangi parametrelerin performans üzerinde daha belirleyici olduğunu gösterebilir ve yeni denemeler için daha dar bir çalışma alanı önerebilir.

Dijital laboratuvar yaklaşımının başarılı olabilmesi için öncelikle standart ve güvenilir veri gerekir. Ham madde lotu, ortam sıcaklığı, nem, karıştırma süresi, numune kalınlığı, test yaşı ve kullanılan test yöntemi kaydedilmeden elde edilen sonuçların yapay zekâ tarafından anlamlı biçimde yorumlanması mümkün değildir.

Bu nedenle geleceğin laboratuvarında yalnızca test cihazlarının değil, veri toplama disiplininin de gelişmesi gerekiyor. Her başarısız deneme de en az başarılı deneme kadar değerlidir. Çünkü yapay zekâ sistemleri, hangi kombinasyonların istenmeyen sonuç verdiğini de öğrenmek zorundadır.

Yapay zekânın katkı sağlayacağı diğer bir alan ham madde değişiklikleridir. Kimya sektöründe bir ham maddenin tedarikten kalkması, maliyetinin değişmesi veya mevzuat nedeniyle kullanımının sınırlandırılması sık karşılaşılan bir durumdur. Yapay zekâ destekli sistemler, mevcut formülasyona en yakın alternatiflerin belirlenmesinde ve değişikliğin performans üzerindeki muhtemel etkilerinin tahmin edilmesinde formülatöre yardımcı olabilir.

Ayrıca müşteri taleplerinin teknik bir formülasyon hedefine dönüştürülmesinde de yapay zekâdan yararlanılabilir. Müşteri çoğu zaman “daha sert”, “daha hızlı” veya “daha dayanıklı” bir ürün ister. Oysa bu ifadelerin Shore sertliği, elastikiyet modülü, aşınma kaybı, pot-life, üzerine kat atma süresi veya kimyasal direnç gibi ölçülebilir kriterlere çevrilmesi gerekir.

Bununla birlikte gerçek saha doğrulamasının yerini hiçbir dijital modelin tamamen alabileceğini düşünmüyorum. Bir ürün önce laboratuvarda, ardından kontrollü pilot uygulamada ve son olarak gerçek işletme koşullarında değerlendirilmelidir. Yapay zekâ deneme sayısını azaltabilir ve doğru yöne daha hızlı ilerlememizi sağlayabilir; fakat nihai karar yine kimya bilgisi, test sonuçları ve saha tecrübesinin birlikte değerlendirilmesiyle verilmelidir.

“Tek bir ürün değil, doğru sistem tasarlanmalıdır”
PÜRKAY’ın 1978’den bugüne taşıdığı en önemli yaklaşımın teknik merak ve sürekli öğrenme kültürü olduğunu söyleyebilirim. Kimya endüstrisinde hiçbir formülasyon tamamen bitmiş kabul edilemez. Ham maddeler, mevzuat, uygulama yöntemleri ve müşteri beklentileri sürekli değişiyor.

Bizim için gelişmenin temel şartı; laboratuvar, üretim, uygulamacı ve son kullanıcı arasındaki bilgi akışını açık tutmaktır. Sahadan gelen bir problem laboratuvarda yeni bir çalışmaya, laboratuvarda geliştirilen bir ürün ise sahada yeni bir uygulama yöntemine dönüşebilir.

Gelecekte poliüretan sektöründe sürdürülebilirlik, düşük emisyon, hızlı uygulama, enerji verimliliği ve dijital formülasyon yönetimi daha fazla önem kazanacak. Ancak bütün bu gelişmeler içerisinde değişmeyecek olan temel prensip şudur: Başarılı bir zemin kaplaması, yalnızca iyi bir üründen değil; doğru teşhis, doğru sistem tasarımı, doğru yüzey hazırlığı ve doğru uygulamadan oluşur.

Qalereya

Reklam
Reklam Sahəsi728 × 90

Əlaqəli Xəbərlər

Turkchem Araçları

Oyunlardan ve bulmacalardan öğren

Kimya sanayiini oynayarak tanıyın: her hafta yeni bulmaca, etkileşimli periyodik tablo, sektöre özel oyunlar ve ücretsiz hesaplayıcılar.