Kanser, Antikanser İlaçlar ve Antikanser İlaçların Tarihsel Gelişimi

23 Ocak 2019

Ömer Tahir Günkara
Dr. Ömer Tahir Günkara

Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü
Organik Kimya Anabilim Dalı
7. İlaç Kimya Kongresi
Kongre Sekreteri

 

Kanser, vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerde DNA’nın hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile beliren kötü tümörlere verilen isimdir; tek bir hastalığı tarif etmez, 100’den fazla hastalık grubunu kapsayan genel bir hastalık adıdır. Çok çeşitli kanser tipleri olmasına rağmen, hepsi DNA hasarına uğramış hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile başlar.

Kansere ve tedavisine ilişkin bilinen en eski belge Mısır’da keşfedilen ve tahminen milattan önce 1600 civarlarında yazıldığı düşünülen Edwin Smith papirüsüdür. Hastalığın adı olarak Latince kanser sözcüğünün kullanımı yüzyıllar sonra başladığından, papirüste bu sözcük kullanılmamaktadır. Ancak tanımları en azından birkaçının kanser olabileceğini düşündüren tümör ya da ülserlere dair sekiz olgunun koterizasyon yöntemiyle tedavisinden bahsedilmektedir. Yine Mısır’da tahminen MÖ 1550 dolaylarında döneminin tıbbi metinlerinin bir derlemesi olarak yazılmış olan Ebers papirüsünde, benzer olguların tedavisine yer verilmiştir. Kanser sözcüğü ilk olarak Yunan fizikçi Hippocrates tarafından oluşturulmuştur. Hippocrates, carcinos ve carcinoma terimlerini ülser oluşturan ve ülser oluşturmayan urlar için kullanmıştır.

Dokularımızdaki sağlıklı hücreler bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla özelliğe sahiptirler. Fakat hücrelerin bu yetenekleri sınırlıdır, sonsuz bölünemezler. Her hücre belli bir bölünebilme sayısına sahiptir. Hücreler belli bir süre ölürler, buna apoptosis yani hücrenin programlı ölümü denir. Normalde vücudun sağlıklı ve düzgün çalışması için hücrelerin büyümesi, bölünmesi ve daha çok hücre üretmesine gereksinim vardır. Bazen doğal süreç yoldan sapar, yeni hücrelere gerek olmadan hücreler bölünmeye devam eder. Bilincini kaybetmiş kanser hücreleri, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Fazla hücrelerin kütleleri bir büyüklük veya tümörleri oluştururlar. Tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler ya da tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine ilerleyebilirler, gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

Kanser oluşmaya başladığı organ ve mikroskop altındaki görünüşüne göre sınıflandırılır. Farklı tipteki kanser hücreleri farklı hızda büyürler ve farklı şekillerde vücutta yayılırlar. Bu sebeple kanser hastalığının tedavisinde, kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır. Bu sebeple kanser terapilerinde kullanılan anti-kanser ilaçları çeşitlilik gösterir. Kanser hastalığının tedavisinde kemoterapi önemli bir yer tutmaktadır. Kemoterapi kanserin ilaç ile tedavi edilmesidir. Kemoterapi ile kanser hücresi öldürülmeye çalışılır veya tümörlerin büyümesi yavaşlatılır. Kullanılan ilaçlar antikanser ilaç veya antineoplastik ilaç olarak bilinen kemoterapötiklerdir.

Kemoterapinin amacı; kanser hastalığını tedavi etmek, diğer organlara taşınmasını, yayılmasını önlemek, tümörün büyümesini yavaşlatmak, başka yerlere yayılım gösterdiyse, bu hücreleri yok etmek, kanser hastalığının yarattığı rahatsızlıkları ortadan kaldırmak olarak sıralanabilir. İlaçlar kan yoluyla vücuda dağılarak, kontrolsüz şekilde büyüyen tümör hücrelerinin çoğalmasını önlemek olarak sıralanabilir.

20. yüzyılın ilk yarısından bugüne dek kullanılan antikanser ilaçlar için farklı özelliklerine göre farklı sınıflandırmalar söz konusudur; örneğin, kimyasal yapılarına, elde edildikleri kaynaklara, etki mekanizmalarına ya da tahribat potansiyellerine göre kategorize edilebilirler. Antikanser ilaçlar içinden sitotoksik kemoterapötikler hücre siklusunun belli ya da herhangi bir evresinde, birtakım hücresel fonksiyonların ve böylece hücre bölünmesinin inhibisyonu ya da apoptotik veya nekrotik hücre ölümü indüksiyonu gibi mekanizmalarla hücrelere zarar veren kimyasal maddelerdir.

Doğal kökenli kimyasal maddeler yüzyıllardır hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır; bugün bu kimyasal maddelerin en bilindik örneklerinden biri Penicillium cinsi funguslardan izole edilen penisilinlerdir. Piyasadaki ilaçların 2009 itibarıyla yarıdan fazlasını doğal kaynaklardan elde edilen ilaçlar oluşturmuştur. Bitki ya da mikroorganizma gibi doğal kaynaklardan izole edilen ya da izolasyonun ardından sentez yoluyla geliştirilen ilaçlar, aynı şekilde kanser tedavisindeki sitotoksik antikanser ajanlarının önemli bir yüzdesini teşkil etmektedir. 2000’lere kadar, dünyada onaylanan ve kullanılan 155 antikanser ilacının %47’sini doğadan elde edilen kimyasal maddeler ve bunların sentetik türevleri oluşturmuştur.

Halen mevcut olan kanser terapileri, 21. yüzyılda bile tam olarak tatmin edici tedaviler sunmamakta ve ilaç geliştirme alanında her geçen gün yeni ilerlemeler yaşanmaktadır.

Zehra Nüket Öcal Sunguroğlu

Prof. Dr. Zehra Nüket Öcal Sunguroğlu

Saygı, Sevgi ve Özlemle…
2018 yılı içerisine ne yazık ki Yıldız Teknik Üniversitesi Organik Kimya Anabilim Dalı’nda görev yapmakta olan değerli hocamız Prof. Dr. Nüket Öcal’ı kaybetmiş bulunmaktayız. Hocamız görev yaptığı yıllar boyunca birçok yüksek lisans ve doktora öğrencisi yetiştirmiş, sayısız makaleler yazmış ve birçok TÜBİTAK projesinde yürütücülük görevi yaparak bilime önemli katkılarda bulunmuştur. Vefat etmeden önce birlikte çalıştığımız ‘Anti-Kanser Ajanları ya da GSK-3β İnhibitörleri Olabilecek Heterohalkalı Yeni Moleküllerin Sentezi ve Aktivite Çalışmaları’ ile ilgili olan TUBİTAK projesini yazmıştır. Bilim insanı olarak çalışkanlığıyla, azmiyle, yaratıcılığı ile tüm öğrencilerine örnek olmuştur. Birlikte geçirdiğimiz her gün aile olduğumuzu hissettiren sevgili hocamı saygı, sevgi ve özlemle anıyorum.